29 Ağustos 2013

HAKKARİ- REŞKO KUZEYBATI DUVARI TIRMANIŞI..

IMG_1165IMG_0480IMG_0236IMG_0240IMG_0262IMG_1781IMG_1711IMG_0176IMG_0216IMG_0298IMG_0345IMG_0352IMG_1747IMG_0406IMG_0444IMG_0433IMG_0539

 

(Fotolar: Tunç Fındık, Emrah Özbay, Doğan Palut)

Yıllardan sonra, hayallerden sonra Cilo…!

Bu sefer, hiç aklımda olmamasına karşın, ağustos ortasında Hakkari’nin, bizim için  olduk olalı uzak bir hayal olan Cilo dağlarına gitme şansımız oldu. Bundaki en büyük unsur sanırım Hakkari’li dostumuz Hacı Tansu’nun daveti olmuştu. Böylece, ben ve dostlarım Emrah Özbay, Doğan Palut ile  Esra Karadeniz, Hacı’nın  arabasıyla Mergan Zoma (yayla) yolunda bulduk kendimizi. İnanılmaz! Reşko Dağı, Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun karabin içindeki amblem zirvesi gerçekten karşımızdaydı işte. Ve ona tırmanacak olmak? Bizim nesil tırmanışçılar için hiç gitmediğimiz bu dağlık araziye gitmek sihirliydi adeta! Ve de aynı zamanda biraz gergin; ülkenin içinde olduğu gerginlikle orantılı olarak..

Avaspi (beyaz su) deresi boyunca Mergan Zoma’dan bir saat yükselerek 2700 metrede, dev duvarlarla ve en önemlisi Reşko’nun koca kuzeybatı duvarıyla kapalı bir buzul çanağında  kampımızı kurduk; Gevya Şeytan Buzulunun gölünün kıyısında, Spikane denen çanakta. Cilo Dağları  Niğde- Aladağlar’dan çok daha büyük bir silsile ve üzerinde birçok  buzul var; en irileri Gevya Şin ve Gevya Şeytan olmak üzere. 4 kilometreye varan buzullar ortama farklı bir zorluk ve tat katıyor; en önemlisi ise her yer yeşillik ve sulak.

Amacımız  4135 metrelik yüksekliği ile silsilenin en yüksek zirvesi,  Türkiye’deki en yüksek ikinci dağ olan  Reşko’nun en şahane rotasını, kuzeybatı duvarını çıkmaktı. Duvarın ilk çıkışı 27 temmuz 1984 tarihinde  Alman dağcılar Vitus Leheis, Franz Durscmidt ve ADB’li Batür Kürüz, Ömer B. Tüzel tarafından iki günde yapılmıştı. İkinci tırmanış ise 2002 yılında Uğur Uluocak, Alper Işın Duran ve Haldun Ülkenli’den oluşan ekipçe, yine iki günde gerçekleşmişti. Sözü geçen tüm bu tırmanışçı dostları bol bol anarak tırmandığımızı söylemeliyim..

17 temmuz sabahı karanlıkta başlayarak, duvara buzuldan yükselip derin bir rimaye’yi kolay aşarak girdik, kaya mükemmel derecede sağlamdı. Kilit ip boyu VII derece olan, genel zorluğu V+, VI+ derece olan bu 750 metrelik duvara alpin derece olarak ED-  verdik; 20 ip boyu ve 9 saat  tırmanışla zirveye ulaştık. Son ip boylarını dik bir slab’dan oluşan zirve külahından yaparak  çürükleşen sırta vardık, ayaktaki kaya ayakkabılarının topuklarına basarak, acıdan!  Deri kaplı zirve defteri 1962 yılından kalmıştı ve çok değerli bir müze gibiydi adeta, kimler yoktu ki? İnanmaz gözlerle çevreyi seyrettiğimiz, uzaklardaki Sat dağ grubuna baktığımız yarım saatten sonra iniş vakti gelmişti.  Çok geç kalmadan inişe başladık ve tırmanış rotamızın biraz güneyindeki duvar ve kulvarlardan  14 ip boyu ve neredeyse 900 metre ip inişi ile, en sonda gece karanlığında buz babalarından, seraklar arasından  inişle görece düz zemine vardık. Teknik malzemenin külli kısmını iniş istasyonlarına harcayarak, iki ipimize oldukça hasar vererek  yaptığımız bu yorucu ve riskli iniş sonucunda  kampımıza vardığımızda, toplam 19 saattir dikeydeydik ve artık yeni bir gün başlamıştı!

Böylece Cilo’nun bu majör rotasının üçüncü çıkışını yapabilmiştik. Herşey çok güzeldi; kaya sağlam, rota zevkli ve muhteşem, dağlar muazzam, ekibimiz keyifli.. daha ne olsun ki?  Artık tek isteğimiz, ülkenin bu uzak, dağlık  köşesinde  hayatın normale dönmesi ve Cilo silsilesine tekrar tekrar geri dönebilmek.. Çünkü, daha tırmanacak ne rotalar var orada. Kesinlikle aklımız ve kalbimiz orada kalarak dönüş yolunu tuttuk.

Dostumuz Hacı Tansu’ya çok teşekkürler; o olmasaydı bu çıkış hayal olarak devam edecekti şüphesiz.

 

 

 

Bu yazı yorumlara kapalı.