|
Çukurbağ köyünün sapağında Çamardı otobüsünden indiğimizde kurşuni
renkli bir hava ve bulutların ardında yüzlerini göstermeyen dağlar
bizi karşılamıştı. Birçok 29 Ekim bayram tatili tırmanışı gibi,
1998 yılının 29 Ekiminde de Aladağlar’da hava vahim olacağa benziyordu
ve çadırda, kar yağışı altında geyikle geçecek birkaç gün, dağ falımızın
kaçınılmaz görüntüsü olarak canımızı sıkıyordu.
Bilkent DOST ekibinin yanı sıra “Bağımsız Dağcılar Birliği”(!)
ne ait birkaç dağcı arkadaşımızın da dahil olduğu ekibimiz, Salim
Abi’nin tanıdık römorkuna yerleşirken hepimizde de bu düşünceler
hakimdi. Az sonra Emli vadisi’ne hareket ettik ve birkaç saat içinde
Emli ormanını gerilerde bırakmış, belki de mevsimin ilk karı olan
sulu-sepken yağışın altında Sıyırma boğazına girmiştik. Yerde yaklaşık
10 –15 cm. taze ve ıslak kar vardı. Valikonağı adlı kamp yeri civarında
yoğun bir sis bastı ve ekipte gerilerde kalanlar, yavaş yürüyenler
de olduğu için, buralara bir yerlere kamp atmaya karar verdik. Böylece
2500 metreler civarında, bulduğumuz ufak düzlüğe 5 çadır kurarak
sığıştık. Neyse ki yerde kar vardı da, 29 Ekimlerde Aladağlarda
hep yaşanan su sorununu hissetmedik.
Kamp kurulup yayıldığımızda yağış biraz olsun azalmıştı ama hava
hiç açma umudu vermeyecek kadar kalın bulutlu ve nemliydi. Yolculuk
yorgunu olan bizler ise, hiçbir şeyi umursamadan uyku konumlarımızı
almıştık.
Gecenin yarısında uyandığımızda gökyüzü binlerce yıldız ile doluydu
ve hava kuru bir ayaza çekmişti. Çadırların üzerindeki ıslaklık
katır kutur donmuştu. Tırmanmak için ideal bir günün başlangıcıymış
gibi hissediyordum- hiçbir şey yapmamaya endekslendikten sonra,
apaçık havada tırmanma fırsatı hepimizi çıldırtmıştı. Gün doğmadan
önce, çadırlardan soğuk havaya yayılan çay ve kahve kokuları insanı
canlandırıyordu..
Normal planımız, Engin ile Kaldı dağının doğu yüzünü tırmanmaktı
ve planı hiç değiştirmemeye karar verdik. Bilkent DOST ekibi ise
Efecan tarafından yürüyüşe götürülecek, Haydar ve Tarık Güzeller
dağına çıkmaya gidecek, biz de Kaldı’ya... Böylece buzlanmış kamp
yerimizde gün masmavi bir göğü aydınlatmaya başlarken, tüm hazırlıklarımızı
bitirmiş ve Güzeller batı çanağı olarak andığımız, dağlar arasındaki
geniş ve taşlık bir düzlüğe doğru yola çıkmıştık. Beklenmedik hava
değişimi hepimizin keyfini parlatmıştı, sohbet-muhabbet derken bir
de baktık ki Güzeller çanağına varmışız.
Mola sırasında Engin’in termosundaki kaynar çay ile dudaklarımızı
haşlarken her taraftaki duvar ve kayalıklardan buz şelaleleri akmış
olduğu dikkatimizi çekti. Bu inanılmaz bir görüntüydü: her yerde
buz vardı! Güzeller çanağındaki kayaların üzerinde bile bir karış
buz gözüküyordu.
Güzeller’e giden ekiple vedalaştıktan sonra Kaldı’nın doğu yüzüne
uzanan eski buzul vadisine girdik. Sabahın bu saatinde gölge olan
bu rüzgarlı yer bizi biraz üşüttüğü için kulvarın dikleşip karın
çok sertleştiği yere kadar hiç durmadan, hızlıca ilerledik. Burada
kramponları kuşanıp, kalınlığı fazla olmayan karda yükselmeye devam
ettik.
Kaldı’nın doğu yüzüne dönerek yükselen sonu dik kulvarın sol yamacı
ve üst kısmı, yaz aylarında ufak bir buzul artığını ve devamlı akan
bir şelaleyi barındırır. Yağan kar ve gece gelen yüksek basınç sisteminin
düşük ısısı ile, bu bölgedeki tüm zemin yarım metre kalınlığında
buzla kaplanmıştı. Kayanın dikey olduğu yerlerde bile hemen her
yer buz altındaydı. Çocuklar gibi şen, buz aletlerini köküne kadar
gömerek, zevk içinde buz tırmanıyorduk ve bu sırada güneşe de çıkmıştık-
daha doğrusu güneş bizi yakalamıştı.
Kaldı doğu yüzüne girmek için sağa yükselerek uzunca bir yan geçiş
sonucunda Kaldı – Küçükkaldı kulvarının altına ulaşabildik. Kar
burada bataktı, donmadan nasibini almamış bu etabı da geçince Kaldı
– Küçükkaldı beline çıkan kısa, 50 derece diklikteki dar kulvarı
kramponladık. Az sonra ipli tırmanışın başlayacağını bildiğimiz,
Kaldı doğu yüzünün girişi olan yarım bacanın tabanına ulaşınca bir
babaya perlon bant dolayarak ilk istasyonu kurduk, Engin bana ip
verdi ve ...ilk lider etaba girdim. Girişteki 8 – 10 metrelik dik,
yaz koşullarında III+, IV- derecelerinde olan, ara emniyeti kıt
bacanın içi şimdi buz doluydu ve buz aletimi yukarıdaki buza saplarken
kramponlu botlarımı da çatlak içine sıkıştırıyordum. Bacaya zorlukla
bir tricam takozu atabildim ve eğimin bir an için azaldığı üst
kısımda buz aletimi o güzel titreşim sesini çınlatarak sert buza
gömdüm.. İpin 35 metresini kullanarak azalan eğimde ilerleyip uygun
bir istasyon yeri aradım ve bunu bulunca da Engin etabı tırmanıp
yanıma geldi. Tek canımı sıkan olay ise henüz hiç kullanmamış olduğum
yeni ekspres bantımı iki karabiniyle beraber elimden düşürmem olmuştu..
İkinci ip boyunda Engin lider gitti ve 50 metrelik ipi son
santimine dek kullandı. Normalde zaten kıt ara emniyetli ve sırt
kulesinin beline ulaşan bu III derecelik dik etapta Engin “resmiyet
için” bir stoper takozu atmıştı. Olsun, zaten emniyet psikolojik
değil miydi ?!! Kısa sürede, sırt üzerindeki tek sikkeli istasyonda
Engin’e katılmıştım.
Üstünde olduğumuz ince sırt üzerinden yazın III derecelik
bir etapla aşağı inip solda yükselen ve Kaldı zirve konisine ulaşan
kulvara girilirdi. Ancak, içinde olduğumuz durumda, elimizdeki tek
ipimizi bu kısa etaba (20 metre kadar yükseklik) bırakıp, dönüşte
burayı rahatça prusiklemeyi garantilemeye karar verdik.
 |
Ortalama eğimi 40 – 55 dereceler arasında olan kulvar çok sert
karla doluydu ve kramponlarımızı gıcırdatarak buzu tekmeliyorduk.
Serbest, rahat hamlelerle, çevremizdeki azameti içimize sindirip
ruhumuza kazıyarak tırmanıyorduk. Yan yana, alt-alta ilerliyorduk.
Kulvarın eğimi iyice artıp kayalar ortaya çıkmaya başlayınca buz
da kalınlaşmış, sert kardan şelale buzuna dönüşmüştü. Kaya kulvarları
ve bacaların içi tamamen ve kalın bir buz tabakası ile kaplıydı.
Boşa giden buz aleti ve krampon hamlesi yoktu. Vurulan her sivri
uç “çatır – çatır” tutuyordu. Sanki ünlü İskoçya – Ben Nevis dağının
buzunda tırmanıyorduk. Bu coşkunlukla Kaldı’nın zirve konisinin
altına gelmiştik. Saat geç olmamasına rağmen bir doğu yüzünde olduğumuz
için gölge gelmişti ve soğuktu. Klasik rota sırtı hizasına gelince
buz yapılaşması azaldı, güneşi yeniden yakaladık. Taştepe, Güney
ormanları, adsız ve ıssız dağ çanakları ve Akdeniz’i örten ince
bulut katmanı! Son metreleri basit kaya setleri arasından tırmanıp
doğrudan zirveye krampon bastık! Zirvenin kalın kar – buzunda kramponlarımız
ancak görülebilecek çizikler bırakıyorlardı.
Hava durgun, güneşli ve canlandırıcıydı. Engin’le sarılma, biraz
çay, Engin’in sigarasının keskin kokusu ve Engin’in ağrıyan dizine
basmamaya çalışmasına gülmemiz... Fotoğraf makinesinin kare üstüne
kare işlemesi. İçimize işleyen Aladağlar panaroması. İnme zorunluluğu.
İnsanın zirveyi terketmek istemeyeceği bir gün yaşıyoruz.
Aynı rotadan serbest şekilde inişe başlıyoruz. Bazı etaplarda
arkamızı boşluğa dönüp, dikkatle, aletleri buza saplayıp, kayaya
sıkıştırarak, azimle iniyoruz. Dostumuz buz bizi yüzüstü bırakmıyor,
her hamle iyi tutuyor. İndiğimiz dik kaya – kar – buz yüzeyinin
altı bomboş bir uçurum. Kaymamalı, düşmemeliyiz... Aynı azim ve
coşkuyla geri geri inmeye devam edip kulvarı bitiriyoruz. Tıpkı
Aladağlar’da başka zirvelerde kulvarlarda yaptığımız gibi, Kafkasya’da
Donguz – Orun’da yaptığımız gibi... Mükemmel keyifli tırmanış etaplarını
geride bıraktık.
Sabit bırakmış olduğumuz ipe ulaşınca hemen sırta prusikleyip,
ipi sırtın diğer yanına sallandırıyoruz ve iple 25 metre iniş sonucu,
elveda titanyum sikke! Batak karda biraz serbest inişin ardından
aşırı güvenilir olmayan bir sikke çakıp, çok yüklenmeden, geri
geri tırmanarak 25 metre daha iniyoruz, ver elini Kaldı – Küçükkaldı
beli! İpi çekip, ikinci titanyum sikkeyi de bırakıyoruz, bu sırada
ilk etapta çıkarken düşürdüğüm ekspresbandı kulvarda, kar üzerinde
bulup seviniyoruz.
Güneş alçalıp dağlarımızı kan kırmızısına boyarken biz de eski
buzul çanağına inen kulvarları kramponlayarak alçalıyorduk. Havada
nefis bir soğuk vardı, hani insan herşeyi duyar ve hisseder ya,
öyle bir soğuk. Tam aktivite havası.
Güzeller çanağında kendi düşüncelerimize dalmış yürürken Güzeller
tarafından birilerinin indiğini görünce, yaklaştık ve Hacettepeli
genç tırmanıcılar olduklarını gördük. Aralarında arkadaşımız Soner
Ünsal de vardı. Neşeyle sohbet ederken, Soner bana ertesi gün tırmanmayı
planladığım Lahitkaya batı yüzü için kendi buz aletini vermeyi teklif
etmişti. Bu şekilde, dağcılık, dağlar be gelecek üzerine konuşarak
kampa indik. Vedalaşıp ayrıldığımızda yıldızlar buz gibi, karanlık
gökte bize göz kırpıyorlardı..
|