|
2001 yılının Ağustos ayında tırmanış arkadaşım Doğan Palut
ile birlikte Avrupa-Alplerinde yeralan Mont-Blanc silsilesinde bir
dizi tırmanışlar gerçekleştirdik. Proje,'' Türkiye, Avrupa ve Dünyanın
zirveleri Projesi '' kapsamında METEKSAN SİSTEM tarafından destekleniyordu
ve.. gerisini aşağıdaki tırmanış günlüğümden okuyun!
6 Ağustos
Önceki gece Paris'ten bindiğimiz kuşetli trende bütün gece uyuduk
ve, sabahleyin de bir tren değiştirerek Chamonix'e inebildik.. Gri
gökler hakim,dağlar siyah beyaz resimler gibi gözüküyorlar. Doğan
ile yükleri sırtlanıp, sadece bir gece için bir otele yerleştik,
hemen çıkıp dağ yiyeceklerini aldık ve eksik malzemeler olan kask,
iki adet 8 mm.'lik dağ ipi vb. gibi detayları edindik.. 1030 metre
yükseklikteki Chamonix, Türkiye'de geldiğimiz cehennem sıcaklarından
sonra çok serin geldi, kalın giyinmek zorunda kaldık! Akşam üzeri
toplanmakla geçti, yarınki amacımız dişli tren ile Montenvers'e
çıkıp Mer de Glace buzulu üzerinden Talefre buzuluna varıp kamp
atmak. Belki de o civardaki Aiguille Verte'e tırmanırız..
7 Ağustos
Sabah çok de erken uyanmadık- Doğan da, ben de uyumayı pek bir seviyoruz.
Neyse, kısaca toplanarak, ayakta plastik ayakkabılar, sırtta çanta,
Montenvers dişli tren istasyonuna yürüdük - kalabalık bir yer..
herkes yukarı gitmek üzere yığılmış, dağcılar, yürüyüşçüler, turistler.
Pek de izdiham olmadan trene binebildik ve yemyeşil ormanlar arasından
geçerek 2000 metrelerdeki Montenvers istasyonunda geldik. Sabahki
sis ve bulut yerini açık ve sıcak bir havaya bırakmıştı ve de, manzara
en sakin dağcıya bile heyecan verecek kadar güzeldi - Uzaklarda
devasa, bembeyaz Grandes Jorasses dağı -muazzam kuzey duvarlarında
Alp tarihinin zafer ve trajedileri oynanan zirve - gözüküyor, hemen
karşımızda ise binlerce metrelik kızıl-gri granit duvarlarıyla Dru'lar
göğü deşiyor.. Baktığınız her yer, özellikle Doğan ve ben gibi dağcılık
tarihine meraklı iseniz, size özel bir anlam ifade ediyor.. Bonatti,
Terray, Rebuffat, Lachenal, Desmaison ve nice müthiş tırmanıcıların
Alp tarihini yazdığı bir müzedeyiz sanki.
İstasyondan biraz ileride, buzula inen yol kesiliyor ve Via Ferrata
adı verilen demir merdiven-kablo yoluyla aşağı iniliyor. İnsan kalabalığı
şaşırtıcı boyutta- eğitim için gelenler, dağa gidenler.. Fransızca'da
''Buzul Denizi'' demek olan Mer de Glace buzuluna indik ve bir saat
kadar buzul boyunca ilerledik. Buzulun üzerinde gizli çatlak yok,
ipe girmeye de gerek kalmadı. Sonunda, Mer de Glace ile Leschaux
buzullarının ayrıldığı yerde buzultaş yamaçları arasından geçerek,
Talefre buzuluna çıkan duvarların altına varabildik. Talefre buzulu
aslında bir askı buzulu ve orada yeralan Couvercle dağevine giden
Via Ferrata'lar var. Biz de, bu paslı metal merdivenleri tırmanarak
Talefre buzuluna yükseldik..Tabii, bu metal kirliliği sinir bozucu,
dağın güzelliğine yapılmış aşağılıkça bir saldırı. Bunlar ve en
güzel, en hırçın zirvelere oturtulmuş teleferikler sayesindedir
ki, herkese dağların kalbine ulaşma şansı verilmiş, bir dönem sadece
rehberlerin ve tırmanıcıların tekelinde olan bu yer turistlerin
gezmesine elverir olmuş.. Ama, bu kadar insanın- ve bu kadar bilgisiz
insanın- dağa gittiği bir ortamda da Fransızların başka şansı yoktu
herhalde.. Bu anlamsız metal kirliliğini saymazsak doğal ortam temiz
denilebilir, tebessümle baktığımız yemyeşil ''Alp Çayırları'', ortalıkta
telaşsızca dolaşan marmotlar, bu turistik ortama bir renk veriyorlar.
Umarım, birgün bizim ülkemiz de bu hale gelmez.
Böylece, Talefre buzul çanağındayız. Kuzeyde 4122 metre yüksekliğindeki
Aiguille Verte dağı (Aiguille ''sivri'' demek) ve bunun ''Whymper
Kulvarı'' rotası gözüküyor, çanağın üç bir yanında da dik buz rotaları
ve granit zirveler.. Uzakta, batıda, Mont-Blanc kütlesi tüm azametiyle
karşımızda, bize bakan yüzlerinin tümü duvar ve buz rotaları. Granit,
dağa müthiş bir renk ve şekil veriyor bence.
Buzul çanağında giderken buz üzerinde kalıntılar buluyoruz, bir
dağcının elbiseleri, çantası, botları, ama ceset yok.. Paslı karabin,
çürük emniyet kemeri, hatta yiyecek ambalajları- eski tür giysideki
yazılara bakılırsa bu, bir Japonun artıkları- belli ki tatsız bir
olay olmuş burada.. Devam ederek 2650 metrede kamp yerimizi buluyor
ve minicik bivak çadırımızı buraya kuruyoruz.. Parçalı bulutlu bir
akşam üzerinde bol bol yiyip içiyor ve Doğan ile ortak paydalarımızı
konuşuyor, verip veriştiriyoruz.. Gece olurken hava donuklaşıyor
ve iri bulutlar zirvelere oturuyor. Havadan kıllandım, bozuyor gibi.
Umarsızca bivağa giriyor ve kontağı kapatıyoruz.
8 Ağustos
Pıt..pıtır…O da ne? Yağmur! Sabah erken başlayan yağış, bu gün bizi
daracık bivağımıza mıhlıyor. Sis, dolu, rüzgar, günün önemli başlıkları..
Yağmurun şiddetini azalttığı anlar haricinde çiş için dışarı çıkmak
bile zor, bivak da çok dar ve konforsuz. Günü uyuklayarak, geyik
çevirerek yiyoruz. Akşam, yağışın şiddeti ve bulutlar azalmıyor
bile.
9 Ağustos
Belki bu gün iyi olur derken, yağış aynen sürüyor. Zaten bu maceradan
sonra, bu bölgede'' Meteo'nun dediğinin kanun olduğunu'' anlıyoruz!
'' Belki açar'' zihniyeti ile, buzul çanağının doğusuna 45 dakika
yürüdük Doğan ile, bu da sadece ıslanmamıza neden oldu. Günü bivakta
yatarak geçirmemek için, Couvercle dağevine gittik ve oradaki dergileri
karıştırdık. Dağevindekiler bu havada dışarıda ne yaptığımıza anlam
veremiyor olmalılar! Gün batarken yağış altında bivak'ımıza döndük
.
10 Ağustos
Nihayet temiz bir sabah! Amacımız 3870 metrelik Triolet zirvesine
tırmanmak. Ne yazık ki haritanın o kısmı bizde yok ve rehber kitap
da net bilgi vermiyor. Çok erken olmayan bir saatte yola çıkıyor
ve üzerinde bol yeni kar olan buzul üzerinden Col de Triolet olduğunu
hesapladığımız buzul beline yöneliyoruz. Gece yarısı civarı yola
çıkan ve sabah erken zirveye ulaşan bir ekip ile karşılaşıyoruz-Türk
olduğumuzu öğrenince kısa bir şaşkınlık yaşıyorlar.. Bir iki buzul
çatlağı, dik bir kar sırtı, kısa bir granit mix etap ile zirve sırtındayız.
Parlak bir gün, arasıra bulut gelip geçiyor, manzara güzel, daha
ne olsun? Bu şekilde, son etabı kayalık ve buzlu olan zirvenin altındayız.
25 metre kadar çok dik ama tutamaklı ve buzlu bir kayayı tırmanarak,
sivrice bir kaya sırtına ve boşluklu bir zirveye çıkıyoruz. Mutluyuz,
iki gün yağmurda dayandıktan sonra ödül, zirve.Triolet olduğunu
zannettiğimiz bu zirvede biraz zaman geçirip çekim yaptık. Çevre
sırtlar, Mont-Blanc, Verte ve İsviçre ormanları.. Tek bir iple 25
metre iniş yaptık ve zirveyi terkederek buzula indik.Tırmanış 3.5
saat kadar almıştı. Akşam üzeri bivakta kitabı incelerken anladık
ki çıktığımız dağ Triolet değil, yakınındaki 3761 metrelik Pointe
İsabella imiş! Ah be, yaktın bizi İsabella!
Bu günden kazancımız, zorluk dereceleri hakkında yoruma varabilmek.
Yükselen zorluklara, ulaşıma, yüksekliğe göre şöyle bir Fransız
zorluk skalası var: F Facile(kolay) PD Peu Difficile (çok zor değil)
AD Assez Difficile (oldukça zor) D Difficile (zor) TD Tres Difficile
(çok zor) ED Extremement Difficile (aşırı zor). Mesela Mont-Blanc'ın
bazı yürüyüş rotaları PD derecesindeyken, daha alçak ama teknik
tırmanış yapılan birçok yer ED derecelerine çıkabiliyor. Ayrıca,
UİAA zorluk dereceleri de Fransız rota skalasında veriliyor. Bugün
çıktığımız rota PD derecesindeydi, buzul tırmanışı ve kısa mix etaplar
içeriyordu.
Güzel bir gün oldu, bakalım yarın gitmeyi planladığımız Les Droites
nasıl olacak?
11 Ağustos
Önceki günün yorgunluğuyla biraz geç uyanıyoruz ve Droites için
yola çıkışımız hafif geç oluyor. Aksi gibi, hava da şahane.. Planladığımız
rota AD zorluğunda ve 1928 yılında, 4000 metrelik Droites'in ilk
kış tırmanışının yapıldığı kulvar.Talefre buzulu boyunca dik tırmanarak,
tırmanacağımız dik kulvarın altına varıyoruz. Buzul sorunlu burada,
ipe giriyoruz, seraklar, çatlaklardan atlamalar derken kulvarın
altındayız. Rimaye olarak bilinen ve kulvarı buzuldan ayıran çatlak
o kadar büyük ve dik ki.. sinir bozucu olmuş. Ayrıca en sıcak saatte
buradayız, kar bataklaştı. Çirkin bir çatlağı geçerek karşı duvara
vardım, bir buz vidası çaktım, burada 10-12 metre kadar 90 derece
diklikte bir etap var. Çift buz aletlerimle tırmandım yarısına dek,
ama kar-buzun kıvamı hiç hoşuma gitmedi.. aletler ve kramponun uçları
her an sıyrılıp çıkabilir gibiler. Sabahın o sert buzundan eser
yok. Yarıdan indim, Doğan denedi ve etabı bitirdi. Artık kulvardayız,
bunun ortası çığ ile oluk olmuş ve iyice dik, ama yanları 45-50
derece kadar eğimli. Krampon uçları alttaki buza varamıyor, üstteki
yumuşak karda kayıyoruz sürekli, emniyetli tırmanıyoruz hep. Kulvarın
yan duvarlarındaki çatlaklara takoz atarak emniyet alabiliyoruz.
Bu şekilde 350 metrelik kulvarı 7-8 ip boyunda bitirdik. Artık sırt
üzerindeyiz, Droites 'in zirvesine 2 saat kadar bir yol olmalı.
Ama saat geç oldu, akşamüzeri.. Biraz hesap kitap sonucunda zirveye
gidersek geceye kalıp zorunlu bivak yapmak zorunda kalacağımız kesinleşiyor.
Karar,dönüş.. Bu güzel tırmanışı zirve ile taçlandırmak hoş olurdu
gerçi, ama daha bunun inişi de var. Yukarıdan inen biri rehber biri
müşteri iki Avusturyalı'yı da kafamıza taş düşürmemeleri için bekledik
ve ancak güneş batarken, birçok ip boyu inişle buzula varabildik.
Eee, ne demişler,''yanlış hesap Droites'den döner..''
Neyse, buz gibi soğuk akşamda bivağımızda çay içip tıkınırken, o
gün de ne olsa iyi ekmek yediğimizi düşünüyorduk.
12 Ağustos
Beş günlük yiyecek stoğumuzun tükenmesiyle, aşağı inmek vakti geldi.
Sakince toplanarak buzulu geçtik ve Talefre Çanağına ulaşımın en
eski yolu olan ''ipli rota''ya yöneldik. Burada, buzula inen son
100 metrede, herhalde 30-40 mm. çapındaki 'urgan' veya 'gemi halatı'
denilebilecek türde kalın ipler kayaya sabitlenmişti ve dik, curuflu
bir buzultaş yüzeyini , ameleler gibi bu iplere tutunarak indik-
söylemeye gerek yok, ikimizin de hoşuna gitmedi. Mer de Glace üzerinden
bir saatte Montenvers İstasyonuna, trenle de yarım saatte Chamonix'e
indik. İner inmez de, 1999'da kaldığımız hostel olan ''Ski Station''a
gidip yerleştik. Buranın esas derdi uzun bir yokuşun üzerinde olması
ama, Chamonix'de daha ucuz yer de yok. Ayrıca, alt kattaki yemek
salonunda marketten aldığımız yiyecekleri kendimiz pişiriyoruz,
böylece yemek de görece ucuza geliyor.. Odaları birkaç kişi ile
paylaşıyoruz, daha sonraları hostel sahibesi olan kadıncağız bize
özel bir oda veriyor- manzaramız: Mont-Blanc!
13 Ağustos
Bu ilk dinlenme günümüzde Chamonix'e 25 dakika yürüme uzaklığında
olan Les Gaillands Kayalıkları'na gittik. Burası 25-60 metre arası
130 kadar boltlu kaya rotası içeren, her tür tırmanıcının bulunabileceği
bir kayalık.. Rota zorlukları IV dereceden VIII'lere kadar, ama
en çok V+ ve VI- derece rotalar var. Ben daha çok bunlarda tırmanırken,
Doğan da biraz ötedeki zorlu, negatif VII+ civarı rotaları tercih
ediyor. Eğleniyoruz, sırayla birbirimize emniyet alıyoruz, diğer
tırmanıcıları seyrediyoruz.. Bazıları malzeme kullanımında ve tırmanırken
korkunç hatalar yapıyorlar..Tırmanış kültürünün bu kadar yaygın
olmasının bir sonucu bu- herkesin belli bir düzeyde eğitimi yok.
Buradaki kaya granit değil gneiss, ilginç, keskin kenarlı tutamaklar
ve slabımsı yapılar sunuyor. Yoruldukça ocağı gazlayıp kahve içiyoruz.
Kahve konusu, Doğan ile anlaştığımız noktalardan birisi. Böylece
akşama kadar tırmanıp Chamonix'e döndük ve günü buz gibi bira ile
sonlandırdık.. Yarın dağa gidiyoruz- hedef: Mont-Blanc de Tacul
zirvesi- Gervasutti buz kulvarı.
14 Ağustos
Sabah makul bir saatte uyandık ve Aiguille de Midi'ye çıkan teleferik'e
yürüdük. O da nesi? Cehennem gibi kalabalık! 100 metrelik bir sıra
ve 2 saat bekleme sonucunda ''Midiferik''e bindik. Yarabbim ne teknoloji!!
25 dakikada 1030 metreden 3800 metreye çıkmıştık bile! Kalabalığı
yaratan turist güruhu biz ''dağcılara'' ilgiyle bakadursun, biz
de onlara hoşnutsuzlukla bakıyorduk.. Bizim ''dağ teleferiğinde''
bu pis turistlerin ne işleri vardı ki, sadece ''biz dağcıların''
işlerini zora koşuyorlardı! Mantıklı düşününce, bu ucube teleferik,
dağın güzelliğinin tam anlamıyla içine eden bu alet, sadece turistler
için vardı ve aslında dağcıların orada olmaya hakkı yoktu.. Hele
o Aiguille de Midi'yi günlük hayatın basitliklerine alet eden, o
vakur dağı bir turist cennetine çeviren zihniyet! Doğasever herkesin
içini acıtacak görüntülerdi bunlar.
Neyse 'bu nimet' sayesinde Chamonix'ten çıktıktan 45 dakika sonra
Col de Midi adı verilen 3550 metredeki buzul platosunda kampımızı
kurduk. Midi istasyonunda ''Dağcıların Çıkışı'' kapısında turist
ile dağcının ayrılışı ve turistlerin boşluğa inen dağcılara hayretle
bakışı görülmeye değerdi! Platodaki çoğu kamp, Mont-Blanc'a klasik
rotadan çıkmak üzere gelenlerindi. Biz de Doğan'ın hafif bisiklet
çadırını kurduk ve civardaki cahil bir İspanyol dağcının akar su
bulamayacağımızı iddia etmesine rağmen, şakır şakır akan bir su
bulup bolca sulandık.. Bol yemek, sıvı, uyku…yarın zor olacak.
15 Ağustos
Kıpkızıl bir gün doğumunda çadırı terkettik. Önceki gün batak olan
kar gecenin ayazıyla taş kesmiş, sert. Mont Blanc de Tacul Dağının
çevresini dolanarak dönüyoruz, karşımıza muhteşem, buzlu bir yüz
çıkıyor. Gervasutti Kulvarı derhal ayırt edilebiliyor. Devasa bir
rota ve tepesinde de koskoca serak duvarları var.. Hiç güvenli gözükmüyor.
Rehber kitapta rotanın 48 derece eğimden başlayıp dikleştiği, uzunluğunun
670 metre ve zorluğunun da D derecesinde olduğu anlatılıyor. Biz
de en fazla 15 ip boyunda bitiririz dedik ve rotaya yöneldik. Rimaye'ye
kadar altının gizli çatlaklarla dolu olduğundan emin olduğum bir
kar yamacı tırmandık. Rimaye aşılmaz gözüküyor- büyük bir kesik/çatlak
var ve buz duvarının karşı negatifine değemiyoruz bile. Yukarıdaki
seraklar canımı sıkıyor, bir kısmı bile düşse üzerimizden tank geçmişe
döneriz… Doğan benden çok daha kararlı davranıyor ve, rotanın sağında
rampa halinde başlayıp bacaya dönen dik bir kaya-kar-buz yüzeyine
saldırıyor.. Artık ip çantadan çıktı, ara emniyet olarak bir stopper
atıyor ve kaya- buz bacasında gözden yitiyor. Yan kulvarlardan taşlar
ve buzlar iniyor patırtılarla, güneş iyice ısıtıyor artık. Sesini
duymam zor oldu ama, Doğan'ın çağırmasıyla tırmanmaya başladım-
herşey unutuluyor bu anda, sadece hamleler. Zor burası, ne kar tutuyor,
ne de kayada iyi tutamak var. Doğan'ın buradaki tek ara noktası
tavana çakılı bir buz vidasıydı. Biraz uğraşıyla, az eğimli üst
kısma vardım, ama burada da ayağım bir çatlağa girdi ve kramponum
pantolonumun bacak içine iki delik açıverdi! Artık girdik kulvara,
bir ben bir Doğan lider gidiyoruz. Eğim sabit 50 derece civarı ve
ilerde dikleştiği net olarak anlaşılıyor. Kulvarın daraldığı ve
kayalarla tıkandığı yere kadar 5-6 ip boyu gidiyoruz. İstasyonları
hep kayada kuruyoruz.
Tırmanmaya devam, darboğazı ancak kulvar ortasındaki 8-10 metre
derinlikte bir çığ/ atık oluğu içine inerek tırmanarak atlatabiliriz,
bu da 60-75 derece diklikte ve hamle hamle daha da dik buz tırmanışı
ile oluyor. Oluk içinde hızlı gidiyoruz, buz oldukça sert ama her
an bir şeyler gelebilir yukarıdan. Çift buz aletiyle tırmanıyoruz.
Oluğun yanındaki kaya dibinde güvenli bir yerde istasyon kurmuş
bizimki. Az sonra ben lider gidiyorum çift buz aletiyle. Çığ oluğundan
10 metre kadar sağındayım, oluk içinde sular akıyor- başka bir ses
uzaktan buna karışıyor- çığ! Gerçekten de, oluk içinde çıkıyor olsan
sürükleyecek, söküp alabilecek türde bir çığ, ekspres treni gibi
geçip gidiyor.
Nisbeten olaysız ip boyları birbirini izliyor, arasıra kayalardan
tırmanıyoruz, hep ara emniyet atıyoruz. Kulvar bitmiyor..Tahminlerimiz
ötesinde uzun burası- herhalde 20. ip boyundayız. Artık güneş de
gitti, gölgede tırmanmaya devam, zaman zaman şakır şakır sular akan
oluklarda istasyon kuruyor ve ıslanıyoruz. Bir ara, kayaların korumasından
çıkıp çıplak buzda tırmanmaya başladık- artık yukarıdaki serakların
atış alanındayız. Doğan da ben de bu iki- üç riskli ip boyunu çok
hızlı çıktık- burada düşebilecek tonlarca buz altında fileto olmak
ve cesetlerimizin iplere dolanmış olarak rota altında bulunması
fikirleri hiç hoşumuza gitmedi!
Arada hava kapadı, kar atıştırıyor ve rüzgar arttı. Zaten ıslandık,
eller donuyor, ıslak buzdan sırılsıklam eldivenleri sıkıp tekrar
giyiyoruz.. Ama muhakkak birşey var ki, bu rota muhteşem bir buz
rotası, ilk çıkışı 1934'te yapan Guisto Gervasutti ve R. Chabod'u
anıyoruz.
Artık eğim iyice dikleşti, çürük, siyah kayalar üzerinden çıkıyoruz.
Seraklardan akan sular buraları masmavi buz yapmış, aletler köküne
dek gömülüyorlar. Nihayet 27. ip boyunda, kornişe en alçak olduğu
yerden yanaşıyoruz. Sis içindeyiz, ortam çok garip. Doğan yine lider
giderek kornişin üzerindeki karı kazıyor, buz vidası çakıyor, tabana
da iyi bir vida atıyor. Korniş 5-6 metre kadar yüksek ama yumuşak
- devrilirse beni de Doğanı da alır.. Uğraşıyor, kar onu desteklemiyor,
kramponları tutmuyor. Önerim üzerine üst vidaya perlon bağlayarak
ona basıyor ve bu yapay hamleyle az sonra yukarı ulaşıyor, çantaları
çekiyor. Ben de, parmaklarımı hissetmeyerek, zorlukla tırmanıyorum..Tüm
rotanın en zor etapları ilk giriş ve son çıkış ip boyları oluyor!
Mont Blanc de Tacul'un zirvesinden 100 metre kadar alttayız - bitirdik!
Gerisi, yaptığımıza kıyasla kolay yürüyüş. Tırmanışımız 11 saat
ve toplam 28 civarı ip boyu sürdü. 4248 metrelik dorukta birbirimize
sarılıyoruz, bu arada hava da açtı, Mont Blanc bulut içinde ama
tüm Alpler ayağımız altında.. Zirve seremonileri sonrası Mont Blanc
klasik rotasına bağlanıyoruz. Burası da bir buzul rotası ve çatlaklar
var, biz de ipe bağlı iniyoruz. Uzun, zorlu ve stresli bir gündü
ama nihayet tatmin edici bir çıkış yaptık.. Gün kararırken çadırdayız.
Yarın Chamonix'e dönecek ve biraz dinleneceğiz. Elimizde ne varsa
deliler gibi yiyoruz. Bu tırmanışı rahmetli dostumuz Soner Ünsal'a
adamaya karar verdik..
16 Ağustos
Meteo'nun dediği üzere, hava bozuk bu sabah - toplandık ve ''Midiferik''
ile Chamonix'e indik. Ancak hostele çıkan yokuş bizi yordu! Kesinlikle
bir dinlenme günü bu.
17 Ağustos
Hava dağda yine bulanık ama Chamonix'te hiç de fena değil, biz de
toplanıp Gaillands'a kaya tırmanmaya gittik. Yine ben kendime, Doğan
kendine göre bir sürü rota harmanladık..Tipik olarak, akşam üzeri
bira içiyoruz ve uzun sohbetlere dalıyoruz.
18 Ağustos
Hava birkaç gün bulanık gidecekmiş Meteo'ya göre,ama hemen sonra
2-3 gün kesin iyi hava geliyor. Biz de bu arada dinlenirken hergün
kaya tırmanıyoruz ve bol bol da yiyoruz. Bu gün de Gaillands'da
tırmandık, artık alıştık, şımarıkça aşina olduk sanki!
19 Ağustos
Doğan'ın en baştan beri gitmeyi istediği, Chamonix'e otobüsle 20
dakika mesafedeki Les Houches'ta yeralan yapay tırmanış salonuna
gittik. Gerçekten mükemmel bir antrenman yeri, Doğan'ın mest olduğu
her halinden belli. Günün ikinci yarısını burada tırmanarak geçirdik-
akşama votka ile tırmanış kutlaması var.
20 Ağustos
Bu sabah çamaşır yıkama ve dağ alışverişi gibi dağ öncesi hazırlıklarımızı
bitirdik. Devamlı dağda olunmayan ve ardarda seferler yapılan tırmanışlar
bence çok yorucu oluyor- Alplerde tırmanmak bu yüzden biraz meşakkatli..
Kısa dağ seferleri için, her sefer alışveriş, temizlik, seyahat.
Velhasıl, Doğan öğlen gibi Les Houches'deki yapay duvara gitti,
ben de odada yatıp kitap okudum.. Akşamüzeri sıkı bir yemek ve ardından
bol kahve- biraz da votka.
21 Ağustos
Amacımız, Midi teleferiğiyle yukarı gitmek, aynı gün 3680 metredeki
Col de la Fourche bivak kulübesine varmak ve ertesi gün de Mont
Blanc kütlesinde ''Küffner sırtı'' veya ''Brenva yüzü'' rotalarından
birisini tırmanmak.. Tırmanışımızın en başında düşündüğümüz Freney
Yüzü'ne gitmekten vazgeçtik, çünkü bu yüze ulaşım İtalya tarafından
- Fransa tarafından ulaşmaya çalışmak, Mont Blanc'ın yarısını yan
geçmek demek oluyor, temelde ''sağlığa zararlı''! Uzun konuşmalarımız
sonrası, bu rota yerine Mont Blanc'ın zirvesine ulaşan başka bir
teknik rota çıkmaya karar verdik- en uygunları da yukarıda saydıklarım
- duruma göre bivak kulübesinden seçeceğiz.
Yine teleferik, Midi istasyonu, dağcıların çıkışı ve '' Vallee Blanche''
olarak bilinen buzul üzerinde, Mont Blanc de Tacul dağının doğusu
altından sırtımızda bivak yükü ve 2 günlük yiyecekle yürüyoruz.
Tırmandığımız Gevasutti Kulvarı'nı altından inceliyoruz, az sonra
da uzun kaya rotalarıyla ünlü olan Grand Capucin kulesi görüşümüze
giriyor..Mont Blanc ve Mont Maudit dağlarının müthiş doğu yüzleri
ve sırtlarını seçebiliyoruz..Tırmanacağımız kulübe gözükmüyor, ama
kulübeye varmak için tırmanılacak olan buz kulvarı dikçe ve AD zorluğunda.
Öğleden sonra olduğu için güneş gidince buz gibi soğuk oldu. Önümüzde
tahminen aynı yere gittiğimiz iki dağcı var- onlar önde biz arkada
kulvarı kramponluyoruz. 150-200 metre sonra vardığımız bel Mont
Blanc'ın karlı Brenva yüzüne hakim, yanıbaşımızda ise Mont Blanc'a
sırtla bağlı olan heybetli Mont Maudit'in keskin Küffner sırtı uzanıyor.
Kulübe ise küçücük, 10 bilemedin 15 kişiyi balık istifi barındırır
türden bir metal yapı - altı ise Brenva buzuluna inen kayalık ve
buzlu bir uçurum.. İçeride bizden biraz önce gelen Almanlar ve iki
de İngiliz var- neyse ki şirin herifler. Rüzgarlı ama açık bir akşamüzeri,
3700 metreye yakın olan bu metal yapıda yiyip içiyoruz. Karanlık
basarken birileri geliyor, sefil ve yorgun haldeler.. Onlardan önce
gelen ve sonraki saatlarde geceyi herkes için dayanılmaz hale getiren
İtalyan dağcılar onlara yer vermeyince, yeni gelenlerin bir kısmı
dışarıda yatmak durumunda kalıyorlar. Kalabalık, uykusuz bir gece
- İtalyanlar gece 24'te hareket etmek üzere her tür gürültüyü çıkarttılar….
Bizim kararımız, yarın Mont Maudit'in Küffner Sırtını tırmanmak
ve Mont Blanc'a bağlanmak. Brenva Yüzü'nde ciddi kar birikimi ve
çığ tehlikesi olduğunu öğrendik.
Böylece, İtalyan'lara söverek geçen bir gece sonunda, saat altı
gibi, daha karanlıkken Küffner sırtına tırmanmaya başladık. Günün
ilk kızıllıkları tüm Alpleri esir ederken dimdik, her iki tarafı
tamamen boşluk olan sırt girişinde ilerliyorduk. Sert kar ve kaya
etapları dik etaplara doğru bizi götürürken, Doğan'la beraber Mont
Blanc'ın kütlesinin pembeleşmesini izledik - ikimiz de bu saate
buradan başka bir yerde olmayı istemiyorduk.. Şimdilik herşey yolunda,
daha ipe girmedik. Sırtın dikleştiği yerde kar sert, kaya ise açıktı.
Beraber ve hızlı ilerliyorduk. Kayalar arasından, 50 derece veya
biraz daha dik buz kulvarını tırmanarak karlı bir sırta çıktık.
Buradan sonrası devasa kornişlerle kaplı bir sırttı - ta ki ötede
gözüken kızıl renkli bir jandarma (kaya kulesi)'ya dek. Sırt gittikçe
tehlikeli bir hal alıyordu, hala ipe girmemiştik. Burada bir düşüş,
altta dibi bile gözükmeyen boşluğa uçuş demekti. İkimiz de gerginleştik
biraz, ama burada zaten ara nokta filan da yoktu ve kar iyice yumuşamadan
Point de'l Androsace adlı o kızıl jandarmaya varmamız gerekli..
Kendimize ve buzu ısıran uçlarımıza güvenerek tırmanmaya devam ettik
ve bizden 2 saat kadar önce yola çıkan Fransız baba-oğulu yakaladık.
İple bağlı ilerliyorlardı ve bu da onları yavaşlatıyordu. Geçmemiz
gereken yer ise, jandarma'nın sol yanına alçalarak yapılan bir buz/mix
traversiydi ve..masmavi bir buz ile kaplıydı. Buzun içinden kayalar
çürük kemikler misali uç veriyorlardı. Fransızlar beceriksizce hareketlerle
inmeye çalışıyorlardı - kırılıp düşen buzlar ise hiç bir yere vurmadan,
doğrudan alttaki yüzlerce metrelik duvara uçuşuyorlar..
Doğan ile yanyana, ardarda serbest gidiyoruz burayı da, herhangi
bir noktamın iyi oturduğundan tam emin olmadan asla hamle yapmıyorum..
Çift alet gidiyoruz, aksi gibi arada buz kırılıyor ve aletleri birkaç
kez vurmak zorunda kalıyoruz. Doğan'ın aletler benimkilere göre
daha kötü, onu daha çok uğraştırıyorlar..ufak bir hatada kesin bir
ölüm o kadar yakın ki, bu düşünce midemi bulandırıyor..adrenalin
mi desem? Fransızlar burayı bu şekilde geçişimizle dumur durumundalar,
gerimizden geliyor ve bizi izliyorlar. Hoşlanmadım bu etaptan, tırmanış
harika ama ipsiz geçmemiz aşırı zekice olmadı. Neyse ki zemin kayalıklaşıp,
tutamak basamaklanıyor ama diklik aynı, ortalama 65-70 derece. Yükselerek,
çok dikkatle yan geçiyoruz, kramponların anası ağlıyor. Ufak bir
sırtçık üzerinde ip çantadan çıkıyor, şimdi de önümüzde berbat bir
slab traversi var. Bir babadan emniyet alıyoruz, Doğan gidiyor..kayayı
alçalarak ''bir şekilde'' geçti, ama buz kulvarına girip karşı taraftaki
bele yükselirken tüm ara noktaları yerinden çıktılar..Sıra bende,
ardımdaki baba Fransız'ın endişeli bakışları altında slab'ın üzerine
çıktım. Önce akrobatik bir iki hamle, sonra sabit olan iki metrelik
travers ipine ulaşma ve alçalma. Tek buz aletini kayaya taktım,
basamak yok gibi - kramponlar kayayı çiziyor..çok açılmış olmalıyım
ki alet bir anda yerinden çıktı..ne olduğunu anlamadan yandaki kulvara
pandül yedim vee..ipe asılana dek yüzüstü buzda kaydım! Ellerim
hissetmedi ilk anda ve kaburgalarımı kesinkes kırdığımı düşündüm,
parmakları da tabii..Bir an sonra, neyse ki hiçbir hasarım olmadığını
anladım - Doğan daha sonra ''bir kukla gibi düştüğümü'' anlattı.
Büyük olmamakla beraber kolayca hasar görülebilecek bir kazaydı
bu. Beceriksizliğim dolayısıyla kendime hafif kızgın, şansım dolayısıyla
da biraz sevinçli olarak vardım istasyona.
Artık sırtın yukarı etaplarındayız. Rota muhteşem, ip boylarınca
dik buz dolu kaya bacaları, kızıl granit kayalıkları arasından akmış
mavi buz kulvarları ve bazen de, dik buz üzerini kaplamış yumuşak
kardan tırmanıyoruz.. Ara emniyetler hep stopper takozları, istasyonlar
takoz ve baba. Boşluk hissi olağandışı, hava nefis. Ancak zirve
sırtlarından kalkan kar bulutu diğer yanda rüzgar olduğunu anlatıyor..
Jandarmadan sonra 6 ip boyunda Mont Blanc'ın klasik Midi rotasını
görebildiğimiz bir omza çıktık. Buradan da 4 ip boyu kadar dik bir
kar sırtıyla başlayıp, nefis ve dik bir granit sırtı üzerinden devam
ederek Maudit'in buzlu omzuna bağlandık. Keskin ve kornişli sırt
üzerinde ip çantaya kalktı - boşlukta iki renkli beneğiz adeta.
Hedef,Maudit'in 4465 metrelik sivri, buzullu zirve konisi.. Ardımızdan
gelen tüm ekipler, omuzdan iple inerek Midi rotasına kaçıyorlar.
Birkaç yüz metre aşağımızda ise, renkgarenk giyimli onlarca kişi
Mont Blanc klasik rotasındalar.. İlginç, az önce dimdik buz yamaçları
üzerinde yalnızken, şimdi birçok insan gözüküyor.
Maudit'in son buz yamacını da çift alet ve serbest geçerek o sarp
doruğa ulaşıyoruz Doğan'la - mutluyuz çünkü tam bir tırmanış rotası
çıktık. Tırmandığımız rota 6 saatimizi aldı ve yüksekliği Maudit'in
zirvesine kulübeden 800 metre. Mont Blanc bir vanilyalı dondurma
topunu andıran şekliyle, oldukça yakında, batımızda dikiliyor- birbirimize
ünlü Alp tarihine şahit zirveleri işaret edip heyecanla sohbet ediyoruz.
Hava güneşli ama rüzgarla soğuk, Maudit'ten Mont Blanc yönündeki
buzul beline varıp burada ocağı ateşleyerek bol sıvı alıp birşeyler
atıştırıyoruz.. Rüzgar pis esiyor, içimize işliyor.
Kısa mola sonrasında çantaları belde bırakarak, tüm giysiler üzerimizde
Mont Blanc'a ilerliyoruz. Rota o kadar çok insan tarafından kramponlanmış
ki, buz hallaç pamuğu misali tırtıklanmış- müthiş bir iz var. İki
saatten kadar bir sürede, vanilyalı dondurma topunun tepesine biniyoruz!
Ama, o dik yerleri tırmandıktan sonra bu yatık yürüyüş etabı biraz
sıkıntılı oluyor. Mont Blanc'ın 4807 metrelik zirvesinden manzara
oldukça güzel, vadi içindeki Chamonix çok aşağılarda, dağlar arasında
ufak tefek bulutlar.. Öğleden sonranın o güzelim ışığıyla tüm dağlar
yıkanıyor sanki. Fotoğraf, film derken inişe başladık, istikamet
Col de Midi. Önce çantalara ulaşıp yeni bir sıcak sıvı alımı yaptık,
sonra da Col Maudit'e travers atarak Maudit'in klasik rotasını indik-
burada da kısa ve sert buzlu etaplar eksik değil - hiç de dikkatsizliğe
gelmez. Mont Blanc'ın Midi'den olan klasik rotası Tacul ve Maudit'in
altlarından geçiyor - basit bir buzul rotası ama biraz uzun, ayrıca
kötü havada rotayı kaybetme riski var.. Mont Blanc de Tacul zirvesinin
altından dolaşarak Tacul omzuna vardığımızda güneş batmaya yakındı
artık. Günün son ışık kırıntılarıyla beraber Col de Midi'ye inmiş,
yorgun argın 3600 metredeki Cosmiques dağevine ilerliyorduk. Bu
kadar yorgunken ikimizin de canı buz üzerinde uğraşılı bir bivak
çekmiyordu, hele de şu dağevi oradayken..Biraz kazıklansak da, karnımızı
tıka basa doyurduk ve ertesi sabah klasik rotaya gidecek bir sürü
sefil arasında, kokulu bir koğuşta sızdık..
23 Ağustos
Sabah dayak yemiş gibi kalktık - hem de saat yedide temizlik görevlisinin
uyandırmasıyla. Toplanma ve dağevinin ötesinde, güneşte yapılan
açık hava kahvaltısını teleferikle Chamonix'e inmek izledi.. Hostele
çıkan yokuş yine yordu.
24-25-26 Ağustos
Dinleniyoruz, hava bozuk, akşamları şiddetli şimşek fırtınası ve
yağış oluyor genellikle. Kendimizi dev sandviçler ve dondurma ile
besliyoruz.. Hava düzelir düzelmez yukarı gideceğiz. Bu arada yine
dağ için yiyecek alışverişi ve giysilerin yıkanması işlerini hallettik.
Bu günlerde dengesiz bir hava hakim, bir açık, bir kapalı.
27 Ağustos
Üçüncü sefer olmak üzere, Midi teleferiğindeyiz. Amacımız, bugün
içinde dağların İtalya sınırında yeralan Rochefort sırt traversini
yapıp geceyi 3825 metredeki Canzio bivak kulübesinde geçirmek ve
yarın da Grandes Jorasses dağına tırmanmak. Bivak kulübelerinde
battaniye ve yer yalıtımı var, dolayısıyla Küffner sırtındaki hatayı
tekrarlamıyor, yanımıza mat ve tulum almıyoruz.. Sadece benim bir
kiloluk tulum acil bir bivak durumu için sırtımızda. Vallee Blanche'dan
Rochefort sırtına giderken buzulda çok çatlaklı bir bölge geçtik
ve İtalya tarafına inen Helbronner teleferik istasyonu altında yemek
molası verdik. Tırmanacağımız sırt hattı net gözüküyor, rota üzerindeki
zirveler olan Dent de Geant (dev dişi) ve Aiguille de Rochefort'u
seçebiliyorduk. Daha da ötede, Jorasses kütlesinin kuleleri gözüküyor.
Hava biraz bulutlandı, bozmaz umarım… Yatık sayılır bir kar yamacıyla
ulaştığımız Rochefort sırtı girişi taşlı, çürük bir yüz, bazı yerlerinde
patika var ama bazen de kısa ve dik kaya tırmanışına dönüyor, son
etaplarda hep III derece tırmanış. Aralarda bazen kuvars-kristal
parçaları toplayarak 300 metre kadar bu şekilde tırmandıktan sonra,
4013m.lik Geant kulesinin altından sırtın üzerine çıktık. Sırt hattı
nefis- keskin, kıvrılarak giden, birçok yerde balkonlar ve serak
duvarları üzerinden tırmanılan bir kar-buz rotası. Üzerinde ayak
izleri var. Doğan ile bol film ve foto çekerek ilerliyoruz. Bu günkü
hedefe varırmışız gibimize geliyor. Hava mütemadiyen bulutlanıyor,
artık Aiguille Verte ve Dru'lar bulut içinde. Doğuya doğru attığımız
sırt traversi gittikçe sorunlu hale geliyor, her iki taraf da binlerce
metre boşluk, İtalya tarafı çürük kaya duvarları, Fransa tarafıysa
buzul yamaçlarıyla kaplı. Kar-buz pek güvenli değil- öğleden sonranın
ısısıyla iyice yumuşamış.. Ek olarak da, dağın bu kısmı çok çürük,
granit'in efsanevi sağlamlığı sadece bir hayal, burası Aladağlar
ile çürüklükte yarışır! Kısa ama ardarda gelen mix etaplar geçiyoruz.
Serbest ama son derece dikkatli tırmanıyoruz. Dik bir buz eğimini
ve muhtelif boyda çatlakları geri geri tırmanarak iniyoruz. İleride
kayalıklar arasında rota belirginliğini kaybediyor. Aiguille de
Rochefort'un altına kadar gelebildik, şimdi kramponları çıkartma
vakti. Dik ama döküntülü ve de, söylemeye gerek var mı, boşluklu
bir kaya tırmanışıyla 4001 metrelik Aiguille de Rochefort'un zirvesine
ulaştık Doğan ile. Hiç durmadan diğer yana geçtik, daha geniş bir
buzul platosuna çıkmıştık. Daha ileride sırt iyice keskinleşiyordu.
Rüzgar ve artan bulutlar da hiç yardımcı olmuyorlardı doğrusu. Bu
sırtta 300 metre kadar daha gittik ama hava tamamen kapadı..Ayrıca
da, geçmemiz gereken sırt çok inceydi, tırmanırken kramponu buza
her tekmeleyişte titreyip sarsılıyordu.. Her ikimiz de burayı iple
bile güvensiz bulduk ve o gün Canzio'ya varamayacağımızı anladık.
Hava kötü, gün batıyor ve geri gidecek uzun bir traversimiz var..
Böylece daha da dikkatlice tüm hamlelerimizi tekrarlayarak döndük,
ama Rochefort'un zirvesine bir kez daha çıkınca biraz çevreye baktık.
Dev Dişi, kuzeyde Mont Mallet ve aşağılarda kıvrılan Mer de Glace..
Sapsarı bir gün batımı yuvarlanarak gelen koyu gri bulutlar arasından
süzülüyor, arasıra tamamen sise gömülüyoruz. Gün batıp hava alacakaranlık
olurken kayalıkları geri inmiş, 3375 metredeki Torino dağevine yürüyorduk.
Akşam 10'da karanlıktan çıkıp gelen iki dağcı, Torino Kulübesindeki
İtalyan'lara garip gelmiş olmalı. Neyse, gece rahat uyuduk. Rochefort
sırt traversi AD zorluğunda ve Torino dağevinden Aiguille de Rochefort'a
700 metre kadar yükseklik var. Rota, bize ortalama 3 saat kadar
tuttu, dönüşü de 2.5 saat aldı. İlk tırmanış ünlü rehber Ravanel
tarafından temmuz 1900'de yapılmış.
28 Ağustos
Sabahtan dağları seyrettik biraz, sonra da Helbronner ve Midi teleferikleriyle
Chamonix'e indik. Hava tahmin ettiğimiz kadar fena değil ama fazla
iyi de sayılmaz.
29-30-31 Ağustos
Havalar fena bozdu, hep yağmur yağıyor. Biz de hep Les Houches'a,
kaya tırmanış salonuna gidiyoruz. Oradaki adamlar da bize alıştılar.
Doğan yine en zor rotaları, VII, VIII'leri harmanlıyor, salonda
onun gibi tırmanan ancak birkaç kişi çıkıyor. Bu arada ben de kendime
uygun VI civarı rotalarda tırmanıyorum.Yorulunca oradaki boulder
duvarıyla seansı kapatıyoruz.. 1 Eylül Doğan'ın Türkiye'de tanıştığı
İngiliz kaya tırmanıcılarıyla karşılaştık.Günün yarısını Les Houches'da
salonda hep beraber tırmanarak geçirdik, davetleri üzerine akşam
Argentiere'deki kamplarına yemeğe gittik. Gecenin sonunda biraları
da biz ısmarladık!
2 Eylül
Hava biraz iyi gibi, Gaillands Kayalıklarına son bir sefer yaptık.Yarın
havanın gayet iyi olacağı belirtiliyor Meteo bülteninde ama, dağlarda
taze kar var - tırmanmayı planladığımız 3445 metre yükseklikteki
Grand Charmoz kaya kulesi bembeyaz ve temizlenmesi birkaç açık gün
alır (o da, hava açarsa!). Biz de rotamızı değiştirdik ve Chamonix
vadisinin diğer yanında yükselen Aiguilles Rouges (kırmızı kuleler)
silsilesinde yeralan 2888 metrelik Aiguille de la Floria dağının
güney yüzündeki 400 metrelik bir kaya rotasını çıkarak tırmanışları
bitirelim dedik..Yarın günübirlik gideceğiz, rotada kar-buz yok,
sadece kaya tırmanışı.
3 Eylül
Tertemiz bir sabah. Otostopla 3 km. ötedeki Praz kasabasına gidiş,
La Flagere teleferiği ile 2300 metrelerdeki Flagere istasyonunda
iniş. Rota hemen karşımızda dikiliyor, tek sorun yol açan bazı dozer
ve iş makinelerinin sesleri..doğa zaten tahrip olmuş burada, hala
da devam ediyorlar yoketmeye. Umarım Alp'lerdeki rezaletlerden ders
alabiliriz. Birkaç adım kardan geçerek, Floria güney yüzünün girişine
vardık ve çantalardan birisini fazla eşyalarla burada bıraktık.
M. Piola'nın 1995 yılında tırmanışını yaptığı ''Asia'' rotasını
tırmanacağız. Rotanın genel derecesi D+ ve UiAA derecesinde V,VI
derecelik etaplara sahip. İlk üç ip boyu en zor yerler, ama tamamen
boltlu bir rota ve kaya sağlam. Karşımızda bembeyaz Alpler, güneşte
kaya tırmanıyoruz.. Üçüncü ipten sonra, duvarı bölen geniş, otlu
platoya çıkıyoruz ve 100 metre kadar kaya tırmanış botlarıyla, ip
elimizde yürüyoruz. Son dik etaplar hep III derece zorlukta ama
otlu ve çürük. Eğimin tepede yattığı yerde ip çantaya, trek botları
giyiliyor. Zirvede manzara şahane, açık havada'' Mont Blanc Massif''in
tüm vadi, buzul ve zirveleri gözüküyor.. Elimizde ne varsa yedik,
içtik ve kaçınılmaz olarak, iniş. Çürük sırtlar, kaya kulvarları,
iki adet 25 metrelik ip inişi ve berbat bir çarşak bizi başladığımız
yere indiriyor.. Tırmanış 2 saat, iniş ise 1 saat aldı. Doğan oradaki
25 metrelik boltlu rotalardan birini sırf zevk için çıkıyor, kayası
çok güzel buranın.. kıpkırmızı ve güzel dokulu bir gneiss. Ocakta
kahve yapıp, kalan son kek artıklarıyla birlikte bir güzel mideye
indirdikten sonra son teleferiği kaçırmamak üzere aşağı koşuyoruz..
Vadinin tabanı gölgelere gömülmüş, akşam oluyor.
4 Eylül
Feci yağışlı bir gün..dinleniyoruz.
5 Eylül
Son kez, Les Houches'a, kaya tırmanış salonuna gittik bugün. Deli
gibi yağmur yağıyor, dağlar kendilerini hiç göstermiyorlar. Yarın
Paris'e döneceğiz. Akşam tırmanışlarımızı votka içerek kutsuyoruz..
6 Eylül
Toplanmak ve kitap okuyup kahve içerek geçen bir gün. Akşam üzeri
hosteli terkedip tren garına yollandık. Hava yağışlı..Yarın sabah
buradan çok uzakta olacağız…
Bazı Öneriler
1-Ulaşım:
Chamonix'e Paris'ten bir gece, Lyon'dan birkaç saatte trenle veya
İsviçre'nin Cenevre kentinden otobüs veya özel araçla 2-3 saatte
varabilirsiniz. Paris'te tren Austerlitz Garı'ndan kalkıyor (fiyat:
kişibaşı 600 FF civarı), hareket saati gece 22:30. Dağların İtalya
tarafı içinse Courmayeur kasabasına gitmek gerekli.
2-Chamonix'de konaklama:
Chamonix genelde çok pahalı, en ucuz hosteller veya kampingler dağcılar
için en iyi seçenekler(gecesi 60-90 FF arası). Oteller gereksiz
pahalı (gecesi ortalama 250-400 FF). Önerimiz, bizim kaldığımız
hostel olan ''Ski Station'' . Veya, Turist İnfo.'dan sorup bulun!
3- Yiyecek:
Dağ yiyeceklerinin her türünü, her markette bulabilirsiniz. Ancak
restoranlar yine pahalı, en ucuz seçenek marketten alıp kendiniz
pişirmek. O zaman kişibaşı günde 100 FF civarı şahane doyarsınız.
Bu yolu, özellikle de uzun kalacaksanız tercih edin. Her hostel'de
yemek odaları var.. Dağ yiyeceği olarak, Doğan ile tavsiyemiz: bol
peynir, ekmek, makarnalar ve et..
4-Malzeme:
Chamonix'de her tür malzemeyi alabilir ve onartabilirsiniz. Ocaklar
için her tür yakıt var, buna değişik türde gaz kartuşları ve white
gas dahil. Alplerin yaz hali için kaztüyü filan götürmeyin, sentetik
giysiler ve su geçirmez dış giysiler yeter. Ayakkabı olarak plastik
veya deri seçimi size kalmış - ama buz ve yüksek kelimeleri geçen
rotalarda plastik tercih edilebilir.
5-Dağda konaklama:
Ağır yük taşımak istemiyor veya ciddi teknik rota tırmanmayı düşünüyorsanız,
dağevinde kalmak kolaylık ve hız anlamına geliyor. Eksiler - kalabalık,
karmaşa, yüksek fiyat, artılar - ağırlık taşımama, hareket rahatlığı.
Şahsen her zaman bivak veya çadırı tercih etmekle beraber, dağevi
işi Alpler'in ruhu demek.. Bivak kulübeleriyse son derece konforsuz,
oldukça ucube yerlerde ve de en iyisi, bedava. Bunlar çok daha ''dağcı''
tarzı - zaten oldukları yerler hep ciddi rotalar civarı. Mont Blanc'ın
klasik Midi ve Gouter rotaları için çadırı tercih edebilirsiniz,
ama zorlu rotalar için bivak kulübesi ve/veya bivak daha iyi. Seçim
size ait.
6-Meteoroloji-Hava durumu ve Tırmanış Dönemleri:
Yazıda yazdığım üzere, ''Meteo'nun dediği kanundur'' düsturunu benimseyin,
zararlı çıkmazsınız. İlk üç günü son derece tutarlı olmak üzere,
haftalık tahminleri her yerde görebilirsiniz - sokaklar, rehberler
odası, dükkanlar vb. Tırmanışlarınızı 2-4 günlük iyi havaya, dinlenmelerinizi
de bunu izleyen kötü havaya denk getirirseniz sizden iyisi yok.
Batı Alplere kötü hava genelde batı ve kuzeybatı'dan geliyor.. Bu
bölgede her dönem tırmanılmakla beraber, yaz için en iyi dönemin
temmuz ve ağustos olduğu açık. Ama bu aylarda da ciddi kar, tipi
ve yıldırım olabiliyor - hafife alınmaması gerek. Hareket tarzınızı
hava durumu belirliyor, dolayısıyla yakından izleyin.
7-Zorluk ve Rota bilgileri:
Bölge son derece buzullu, bence giden herkesin buzul tecrübesine
sahip olması gerekir. Zorluk derecelerini yazıda belirtmiştim, gayet
tutarlı dereceler bunlar. Zorlu tırmanışlar gerçekten tehlike taşıyabiliyorlar.
Buz rotalarının bir kısmı taş ve serak düşmesi tehlikesi nedeniyle
sadece kışın güvenli- bu tür bilgileri ''Maison de Haute Montagne''
(kabaca dağ bilgilendirme bürosu denilebilir) adlı yerden teyid
edin.. Burada gitmek istenen tüm rotaların güncel halleri konusunda
bilgi de bulabilirsiniz. Rehber kitaplar sayısız,en genel ve kapsamlı
olanlar ise İngiliz Alpin Kulübünce çıkarılan, Lindsay Griffin tarafından
yazılan 2 ciltlik ''Mont Blanc Massif'' kitapları. Rota tarzı olarak
sadece buz, sadece kaya veya mix tırmanışlardan, her uzunlukta mükemmel
örnekler seçme şansınız var. Sırf kaya ayakkabılarıyla çıkılan boltlu
ekstrem kaya rotalarından (örnek: Aiguille de Midi Güney yüzü) tutun
da, dünyanın en ekstrem mix duvar tırmanışlarına (Grandes Jorasses-Walker
Spur rotası) veya çok sayıda tarihe geçmiş klasik Alp rotasına (Aiguille
Verte-Whymper kulvarı) kadar değişkenler mevcut..
8- Ders alın!:
Alplerdeki aşırı gelişmeyi, teleferik, turist, Via Ferrata, dağevi
bozulmalarını içiniz burkularak seyredin ve ülkemizin de o hale
gelmemesi için dua edin.. Son bir öneri:Alp dağlarını sadece bir
oyun alanı gibi algılamanız oraya alışmanızı kolaylaştırabilir,
nasıl bir yapay duvara gidip tırmanırken rahatsız olmuyorsanız,
oradaki medeniyet ile içiçe tırmanmak da böyle bence.. öbür türlü,
dağların sessiz sakin olmasına alışmış olan insanlar haklı olarak
rahatsız hissedeceklerdir.
|