Biyografi
| Eserler | Geçmiş Zaman Olur ki | Basında Tunç Fındık | Foto GalerisiTırmanış Malzemesi Değerlendirme ve Yorumları |
Güncel Haberler Tırmanışlarımdan (Yurtiçi - Yurtdışı - Tırmanış Bahçelerinden) | Linkler | e-mail
 

İSVİÇRE - ALPLER - MATTERHORN DAĞI KIŞ TIRMANIŞI

Tüm Alp Dağlarının belki de en tanınmış ve estetik zirvelerinden birisi olan Matterhorn, 4478 metrelik yüksekliği ile İsviçre-İtalya sınırlarında yer almaktadır. Bu eski fotoğraf tam dağın karşısında yer alan 3089 metredeki Gornergrat tren istasyonundan yazın çekilmiş: solda Matterhorn'un şahane sivrisi, sağda ise Dent Blanche (Beyaz Diş) dağı. Matterhorn'un zirvesine temmuz 1865 tarihinde ilk kez İngiliz dağcı Edward Whymper ve arkadaşları tarafından tırmanılmış, dönüşte dört kişinin öldüğü trajedi ise dünyanın en ünlü dağ kazalarından birisi olarak tarihe geçmiştir. 'Alplerin altın çağı' olarak bilinen ve Alp Dağlarındaki zirvelerin ilk çıkışlarının yapıldığı dönem de bu tırmanışla beraber sona ermiştir. Sonraki yıllarda dağın teknik zorluklar içeren rotaları da teker teker tırmanılmış, 'Alplerin son üç problemi'nden birisi olan 1400 metrelik kuzey yüzü de 1931 yılında Alman Schmid kardeşler tarafından çıkılmıştır. Kısacası Matterhorn, alpinizmin bir sembolu ve alpinizm tarihinin değer taşıyan hikayelerinin yaşandığı bir dağdır..

2003 yılının şubat ayı sonunda, tırmanış arkadaşım Mustafa Kalaycı (bilinen adıyla Tafa) ile beraber bu efsanevi dağa kışın tırmanma fikrimiz gerçek olmak yolundaydı. Ankara'da dağ malzemesi üreten ve satan doğa sporları firması ALPİNİST'in sahibi Murat Yıldırım'ın değerli sponsorluğu ile gezimizin planlarını yapmaya başladık ve şubat ayı sonunda, İsviçreli arkadaşlarımızın da büyük destekleri sayesinde tırmanışa başlayacağımız 1600 metredeki Zermatt kasabasına vardık. Bu resimde Zermatt'ın merkezinde, kilisenin yanındaki çeşmede dinlenirken görülüyoruz. Sırtımızda içi malzeme dolu ağır hurçlar var, kalacağımız yer olan gençlik yurdu ise taa uzakta, tepenin üzerinde ve çok yolumuz var.. Zermatt'a bir tipi içinde, hava kararırken vardık ve Matterhorn'u henüz göremedik.

Matterhorn gerçekten çok etkileyici bir dağ, o kadar resmini gormeme rağmen onu ilk görüşte şaşmasmak elde değil! Dağın Zermatt'ın içinden, aşağılardan görüntüsü insanı hem ürkütüyor hem de kaçınılmaz olarak kendine çekiyor. Tırmanmayı planladığımız rota dağın klasik rotası olan Hornli Sırtı; bu resimde öndeki keskin sırt. Zermatt kasabasında iki gün kalıp tüm hazırlıklarımızı tamamladık. Bu arada, genelde İsviçre, özelde de Zermatt son derece pahalı; kasabada mümkün olduğunca az kalmaya çalıştık çünkü en temel giderlerimiz olan yiyecek ve geceleme bile bir sevete malolmaktaydı!

4 mart sabahı erken saatlerde, kayakçıların şaşkın bakışları altında teknik tırmanış malzemesi ve yiyecek dolu ağır çantalarımızla beraber ilk telekabine bindik. Matterhorn Dağı tırmanışına başlayacağımız 2600 metredeki Schwarzsee telekabin istasyonunda inip yukarıdaki Hirli kayak kulubesine ve oradan da 3260 metredeki Hornli dağ kulubesine tırmandık. Bu resimde Matterhorn'un doğu yüzü altındaki Hirli kayak kulubesi yakınındayız, arkadaki kayalık sırtı izleyerek Hornli kulubesine çıkacağız.. Alplerde genel olarak sadece yazın tırmanış yapıldığı ve kışın dağa gidilmesine delilik gözüyle bakıldığı için dağda sadece iki kişiyiz. Yazın bazı günlerde her iki taraftaki klasik rotalarından ortalama 200 kişinin tırmandığı bu dağ için son derece garip bir durum.

Yaz tarihlerinde büyük bir dağ oteli durumunda olan Hornli kulubesinde kışın sadece ufak, ahşap bir kısım açık bırakılıyor. Bu küçük yapının içi de buzdolabı kadar soğuk, mezar kadar karanlık ve ıssız .. Asldığımız hava raporlarına göre kısa süre bozuk gidecek olan havanın açmasını bu yapının göreceli konforunda bekledik. Fırtınalı ve yağışlı olan 5 mart gününü yiyip içip dinlenerek, güneşli başlayan 6 mart gününü ise dağa yaklaşıp karmaşık görünen rotayı keşfetmeye çalışarak geçirdik. Bu arada, aynı bizim gibi Hornli rotasını tırmanmak için kulubeye varan biri Fransız, biri de Kanadalı iki dağcı arkadaş ile muhabbeti koyulaştırmıştık.

Nihayet hava mükemmel derecede açıldı. 7 şubat sabahında şafakla beraber Matterhorn kan rengine boyanmıştı. Artık harekete geçmek zamanıydı. Heyecan içindeydik.

İki günlük yiyecek, ocak ve yakıt, titanyum tencere, tek bir uyku tulumu ve iki mat'tan oluşan bivak malzememizin yanısıra bol buz ve kaya teknik malzemesini de sırtlanarak tırmanmaya başladık. Amacımız bu gün içinde 4003 metredeki ufak Solvay bivak kulubesine çıkıp orada gecelemek ve ertesi sabah erkenden 4478 metrelik doruğa ulaşıp Hornli kulubesine dönmekti. Rota, girişinden itibaren dik ve kayalıktı; aradığımız şey olan buzu bulamamış, devamlı olarak dik miks ve kaya etaplarında tırmanıyorduk. Kaya çok yerde son derece çürüktü ama bazı yerlerde de graniti andıran sağlam ve düzgün kırıklı yapılar sunuyordu. Fakat dağın uzaktan görünen keskin, mükemmel piramitle hiç ilgisi yoktu; Matterhorn son derece karmaşık ve kırıklı bir yapıydı.

Matterhorn'un Hornli sırtındaki esas zorluklar girişteki kule ve kulvar sistemlerini aşmaktaydı. Burada, altta yüzlerce metre boşluk ile karlı setleri izleyerek kayaya doğru yükselen Tafa görülüyor. Neyse ki hava durgun ve açık; aşırı soğuk olmadığı için kayayı ince eldivenlerle tutabiliyorduk.

Rota oldukça karışık; içine girince geniş kaya duvarları, kar kulvarları ve kırıklı uçurumlar arasında geziyor insan. Genelde II, III+ derecelik dik ve boşluklu tırmanışlar yaparak yükseldik ama arasıra yolu kaybedip rota dışına çıkınca IV+ derecelik hamlelerle buzlu ve zor tırmanışlar yapmak zorunda kaldık. Normalde yazın rota üzerindeki sabit sikkeler ve bazı ipler yol gösteriyormuş ama şimdi tüm bunlar kar altında gizli.. Bu arada günün rezaleti, İsvicreli rehber arkadaşımızdan ödünç aldığımız 11 milimetrelik ipin ıslanıp ilk ip boylarında donması ve çelik kablo kıvamına gelmesiydi; 13 milimetreye kadar şişen tüylü ip emniyet aletlerinden geçmiyordu ve donduğu için şok yerse kopma ihtimali yüksekti. Buna rağmen, Rus dağcıları misali ipi birbirimize karabinadan vererek, düşmemeye kararlı şekilde zor etaplar geçiyorduk.

  

Tırmanış sırasında ekibimizden enstantaneler. Her türlü zorluğa rağmen tırmanış çok keyifli ve boşlukluydu; gerçek bir tırmanıştı. Bu dağda beraber olmak herşeye değerdi!

  

Kaya tırmanışı ile ulaşılan üçüncü kulenin üzerine tırmanış ve bunun ardında görüş alanımıza giren doğu yüzünün kar kulvarları.. Bu etaplarda, bugün için tırmanışın en zor kısmını bitirdiğimizi düşünüp seviniyorduk.

Artık Solvay kulubesinin olduğu yer ve dağın zirve kafası tam önümüzdeydi; ona doğru tırmanıyorduk. Burada keskin bir sırtı izlemek bir yana, dağın doğu yüzünde derin kar yüklü kulvarlar ve kırıklı kaya sırtlarından devamlı olarak yan geçiyorduk.

Donan ipi daha da kötü olmaması için çantaya kaldırdık fakat az sonra işler sarpa sardı; içinden buzlar akmış kaya bacalarını serbest tırmanıyor, ardından de derin kar yüklü kulvarları yan geçerek kesiyorduk. Burada herhangi bir düşüş durdurulamazdı ve kesin ölüm demekti - altımızda en az 700-800 metrelik bir boşluktan Furgg buzulunu görebiliyorduk! Çaresiz, çelik kablo niteliğindeki berbat ipimizi yine çıkarttık ve ip boyu ip boyu ilerlemeye devam ettik. Tırmanış genelde zevkli olmakla beraber artık akşam oluyordu ve yorgunlu ikimizde de kendini gösteriyordu. Üstelik o sırada bir an bile dikkatimizi azaltmamamız gerekliydi.

Dik etaplar ile Solvay kulubesinin birkaç yüz metre altına kadar gelmiştik ki, resimdeki mix etabın üzerindeki kulvar benim göğüs hizama kadar batmaya başladı. Karı tehlikeli tarzda derin kesiyorduk, ara emniyet ve istasyonlar yetersizdi. Çığ durumunda - ki biraz daha gidersek çok olasıydı- kurtuluş yok gibi gözüküyordu. Riski değerlendirdik ve kaçınılmaz kara: iniş.. Böylece, 3700 metrede ve 10 ip boyu (artı birçok ipsiz etap) tırmandıktan sonra inişe başladık.. Bu kadar tırmandıktan ve hedefe bu kadar yaklaştıktan sonra bu kararı vermek zor olmuştu gerçekten..

Donmuş, kazık gibi ipimizle 11 ip boyu iniş yapmak son derece zor oldu. Güneş artık Matterhorn'un sırtının ardına geçmiş, gölgede kalmıştık ve ısı bir anda donma derecesinin altına düşmüştü. Bu berbat iple inişimiz tam bir epik olma durumuna doğru hızla ilerliyordu, ip sık sık sıkışıyor, oraya buraya yapışıyor, iniş istasyonlarında takılı kalıyordu. Arasıra bulduğumuz eski istasyonlara çok güvenmiyor, iniş için kendi sikkelerimizi çakıp bırakıyorduk.. Neyse ki güneş batarken dik kaya etaplarını bitirmiş ve ipi toplamıştık. Bu resimde Tafa sabah tırmandığımız etaplardan birisini iple inerken görülüyor.

Gündüz tırmandığımız kule sistemleri bu resimde çok belirgin gözüküyor. Akşam soğuğu ile balaklava dahil tüm giysilerimizi üzerimize giydik.. Gece hava kararırken dağevine vardığımızda dağın kuzey yüzünü tırmanmak amacıyla iki ayrı ekip gelmişti ve kulube son derece kalabalık, gürültülü idi. Sonradan öğrendiğimize göre, ne onlar ne de bizim kulubede tanıştığımız arkadaşlar, üst kısımlardaki aşırı kardan dolayı dağa tırmanamamışlar..

Ertesi gün Zermatt'a inmek üzere yola çıkmadan önce sponsorumuz olan Alpinist'in bayrağı ile fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedik..

Matterhorn dağı belki de Avrupa'nın en sık gidilen dağlarından olduğu için, bu güne kadar 500'den çok dağcı ölmüş.. İşte bu haç da onların adına dağ üzerinde dikilmiş olan birçok hüzünlü anıttan bir tanesi..

 



Biyografi
| Eserler | Geçmiş Zaman Olur ki | Basında Tunç Fındık | Foto GalerisiTırmanış Malzemesi Değerlendirme ve Yorumları |
Güncel HaberlerTırmanışlarımdan (Yurtiçi - Yurtdışı - Tırmanış Bahçelerinden) | Linkler | e-mail
 
<< geri