MAKALU’da ZİRVE (8463 m.)

everest-07-729.jpgbaruntse-gosteri-100.JPGmakalu-trek.JPGkongma-trek.JPGmakalu.JPGpeak-5850.JPGabc.JPGchago-glacier.JPGsea-of-cloud.JPGcamp2.JPGc2-c3.JPGto-makalu-la.JPG8100-m.JPGmakalu-french-couloir.JPG8200-m.JPGtunc-summit.JPGmakalu-summitridge.JPGtunc-lhakpa-summit.JPGmakalu-summit-tunc.JPGarnold-lhakpa.JPG

Sizlere yeryüzünün en yüksek 5. dağı olan Makalu’nun 8463 metrelik  zirvesine 25 mayıs 2010 tarihinde  başarıyla ulaştığımın haberini vermek istiyorum! Sevincim çok büyük, uzun süren, belirsizliklerle dolu ve teknik açıdan zorlu bir tırmanış oldu…

Tek Türk olduğum bu tırmanışta iki İngiliz, bir İsrailli, bir Yunanlı, bir İsviçreli ve Hollandalı Tırmanış liderimiz olmak üzere 7 batılı ve 5 Nepalli Sherpa’mız vardı. Makalu’da bu yıl toplamda 40 kişi vardı ve sadece 15 kişi zirveye çıkabildi! Makalu Dağı tırmanış açısından pek de popüler bir dağ sayılmaz.  Tırmanış için 7 nisan 2010 tarihinde Nepal’in başkenti Katmandu’dan doğu Nepal’deki Tumlingtar’a iç hat uçuşu ile uçtuk ve buradan 7 gün, 120 km süren yürüyüşe başladık: Tropik ormanlık arazide 400 metrelerden, dağlık Himalaya’ya, 5700 metrelere! Tumlingtar- Chichila- Num- Seduwa- Tashigaon- Kongma -Shipton geçidi-Mumbuk-Yak Kharka- Sherson- Ana Kamp- İleri ana kamp olarak, her gün kamp kurup sökerek, karavan rotasından ilerledik ve tırmanışa başlayacağımız 5750 metredeki ileri ana kampa giderken de, yol üzerinde 5850 metrelik bir dağa da çıktık!       Dengesiz hava koşullarıyla karakterize bir Nepal- Himalaya bahar tırmanış dönemi sürüyordu ve Makalu`da bir yağışlı, bir rüzgarlı hava hakimdi, hava durumu bir türlü bize gereken tırmanış `penceresi`ni vermiyordu çünkü bu yıl muson yağışları henüz gelmiyordu! Aylar süren hazırlıklarda Makalu Dağında, Chago buzulu üzerinde 1. kampı 6350 metrede, 2. kampı 6750 metrede, 3. kampı ise 7400 metrede  kurmuş, rotaya diğer ekiplerle  ortaklaşa 3000 metre ip hattı döşemiştik. 21 mayıs günü 6750 metredeki 1. kampa tırmandık ancak  rüzgarlı hava ve rotaya girecek olan diğer ekipler  yüzünden bir tam gün beklememiz  gerekti. 23 mayıs günü 7440  metredeki Makalu kuzey geçidine, 3. kampa çıktık ve geceyi burada geçirdik. Makalu kuzey geçidine  tırmanış gayet teknikti, 50-60 derece eğimli kara / mavi buz ve dik kayada miks etaplardan olusuyordu. 24 mayıs gününün  tümünü 3. kampta  başlayan beklenmedik tipinin geçmesini bekleyerek geçirdik. Bu yüksek kampta bir çadırda 3 batılı ve diğerinde 3 sherpa (Dawa, Lhakpa ve Kanchha) ile ben kaldık, bizim çadırda iki kişi birer uyku tulumunda geceledik!24 mayıs gecesi saat 20′de hava kararınca zirve için tırmanmaya  başladık- zira ekibin bir kısmı 4. kampı kullanmayacaktı ve rota çok uzundu, 3. kamptan zirveye 1100 metre irtifa farkı! Tüm gece tırmandık, 8000 metrelerde eksi 40 dereceye düşen aşırı soğukta buz yüzeyleri, cam gibi traversler ve bir buz rampası ile gizli buzul yarıkları arasından geçtik. Sabah gün Tibet’in buzlu platoları üzerinden  doğarken, 1955 Terray- Couzy ilk çıkış rotası olan Fransız Kulvarına vardık. Zirve artık uzak değildi- buzlu, kayalık dik duvar etaplarından zirvenin 8400 metrelerdeki yatık buzlu omzuna çıktık.Gri başlayan hava batıdan doğru açtı ve rüzgar kalmadı.  Bıçak sırtı gibi keskin bir buz traversi içeren  8463 metrelik  zirve kulesine bu sabah 11 gibi ilk ben çıktım- ardımdan Hollandalı Arnold Coster, Dawa ve Lhakpa Sherpa’lar çıktı.. Şansımıza hava  mükemmeldi- zirvede manzarayı seyredip bol foto çektiğimiz 1 saatten sonra, aynı gün  3. kampa 7400 metreye, ertesi gün ise İleri Ana Kampa sorunsuzca indim. Tüm ekip için herşey aynı rahatlıkta gitmedi maalesef. Yunanlı arkadaşımız Haris’i tırmanışın dönüşünde yükseklik ve yorgunluk nedeniyle kaybettik, ekipten ciddi derecede donuk ve zatürre geçiren arkadaşlar da oldu. 31 mayıs günü dönüş  yolunu yürümek yerine helikopterle uçarak Katmandu’ya vardık, 2 haziran günü de sağlıklı şekilde Türkiye’ye dönebildim. Bu tırmanışı gönülden destekleyerek zirveye ulaşmama yardım eden tüm dost, destekçi ve sevenlerim kalbimdedir, çok teşekkür ederim! Bana her zaman destek olan THE NORTH FACE, SOLGAR, PETZL ve SCALA TURIZME ve IŞDESTEK’e de gönül borcum büyük… Yakında başlayacak ve devam eden  projelerimde beni izlemeye devam edin…   TUNC FİNDİK MAKALU 2010 SUMMİT REPORT

This year, spring  in Nepal- Himalaya was an exceptionally windy and unsettled season. We had to wait more than usual and  finally summitted Makalu 25th may, 2010. It was a grand climb, exceptionally beautiful and on a historical route climbed by Terray and Couzy in 1955, to the 5th highest summit of the earth. Our expedition leader was Arnold Coster from Holland, a friend from past and a very fine person.

İt was a week  long trek thru Eastern Nepal’s Barun valley, and we began trekking by flying to Tumlingtar, driving to Chichila. Our route took us through misty, forested  hills of Num, Seduwa, Tashigaon, Kongma, Shipton Pass,  Mumbuk, Yangle Kharka, Yak Kharka and Makalu Base camp. Finally we made our Advanced Base Camp at the beginning of Chago Glacier at an altitude of 5750 m. ABC was a cold, windy and desolate place. Total of 5 expeditions were there, which meant 40 climbers at all. A small number compared to mountains such as Everest, guaranteeing youdont have a circus at all. Makalu is a climber’s mountain really… 

When we arrived at advanced base camp,  there was  already a German expedition there, led by our friend Luis Stitzinger and they had begun fixing on the mountain as early as a week before us. The  season was quite dry and cold, therefore responsible for  icy  and dry  conditions on the north west face, 1955 first ascent route of Makalu.  A short description of the route:  Makalu’s classical route is a snow-ice climb with some bits of mixed  rock climbing in between. Up to camp 1, 6350 metres,  it is mostly an ice trek with approx.  100 m. of moderate ice  climbing.  To camp 2, 6750 metres, it is again a   crevassed glacier climb with some little steep bits, and then up to camp 3, 7440 metres (to The North col of Makalu, Makalu- La) it is a steep and enjoyable rock- mixed climb with some large  icefields and easy climbing  in between. After camp 3, traversing to the gigantic North Face of Makalu, it is a big flat glacier area with many hidden crevasses.   After camp 4, 7700 metres (which i did not use), there appears  a steep and horizontal  ice traverse between some seracs ,  followed by a  glacier ramp with  many crevasses and finally,  a 300 m. high  rocky, granite  buttress that leads to the summit ridge. The summit ridge is a flattish ice shoulder at 8400 metres  that leads to sharp, exposed  summit  towers.  All in all, the route to the summit of  Makalu is quite long and takes time.

Night of 24th may, the weather was crystal clear  and  crisply cold after a full day of whiteout and mist. We had planned to set off for the  summit attempt  by 20.00 hours  at night from camp 3, 7440 m. Our team of  Dawa Sherpa, Lhakpa Sherpa, Kancha Sherpa, me Tunc  Findik, Arnold Coster, Guntis Brandts, Adele Pennington were to set off from C3, and Haris  and Pemba Sherpa to set off from C4.  İt was a very cold night - maybe minus 35 C degrees or more, but we were lucky that there was almost  no  wind for the rest of the night. All the team including the Sherpas used oxygen - i used one  tube only, and that after C4, 7800 m. Climbing all night long, we  crossed the North Face glacier, traversed the blue ice steps on the traverse between the  seracs and climbed the huge glacier  ramp at 8000 m. to the beginning of the French Couloir. İt seemed there were many crevasses, hidden or open.  Climbing to the towering summit headwall rocks,  we climbed on easy to  medium grade rocks (i guess II-III+ UİAA) covered with fresh  snow at above 8000 metres. The  first daylight was at 04.50 hours and dawn was freezing cold with an armor of ice allover my down suit! After some mixed climbing,  i had  reached the summit ridge at 8400 m, breaking  thru snow at a small gully to the ridge.  By then the grey, dull coloured day had faded away, giving way to shiny blue skies and a lovely sunshine, making me feel very good. The summit is composed of 2 adjacent towers with a delicate, exposed  ice traverse, and  8463 m. high summit itself is a very sharp, small  knife edge ridge that is enough for  maybe only 3 persons!  İt was  11.00 A.M. as me, Arnold, Dawa and Lhakpa summitted Makalu.  Weather was mostly calm, with great views of Everest and Lhotse  to the west and Kanchenjunga to the east, as well as many Tibetan and Nepali summits all around us, rising above a sea of clouds. İt was an unexpectedly perfect summit day, given the general unstability of the weather this 2010 spring  season..We stayed at the top for an hour maybe, enjoying it to the utmost! Unbelievable, really….

As me and Arnold  were descending the exposed  summit ridge, German Dr. Joseph, Guntis and Haris along with Kancha Sherpa were getting near to summit, and it was 12.35 or so. Adele had felt tired due to a failure on his oxygen system  at 8350 metres and was already on her way down.  From the west, a huge cloud bank was approaching the mountain and  soon it was quite cold and windy with spindrift, and remained so fort he rest of the day. This was the last time i did saw Haris, on the summit ridge, who unfortunately lost his life.  The climb took 16 hours total. For myself, at around 16.00 in the afternoon,  i  had reached camp 3, 7440 m. solo and spent the night there along with Lhakpa Sherpa, and i continued down  next day to ABC safely, again on my own. The rest of the story came quickly- 31st may we flew to Katmandu with Guntis and Adele- who had some health problems.

For this expedition THE NORTH FACE, SOLGAR, TOROS KAMP (PETZL), SCALA TOURİSM and İSDESTEK were my sponsors and i owe huge thanks to them.

İRAN’DA DONMUÅž ÅžELALE TIRMANIÅžI

hamaloun-icefall.JPGtunc-rasto.JPGkozankhola-icefall-2.JPGkozankhola-icefall-3.JPGkozankhola-icefall-4.JPGkozankhola-icefall-5.JPGkozankhola-icefall-6.JPGkozankhola-icefall-7.JPGkozankhola-icefall-8.JPGkozankhola-icefall.JPG

Türkiye’de eksik olan bir tırmanış tarzı- donmuÅŸ ÅŸelale tırmanışı! Bu İran seferimde Alam Kouh dağı tarafında tırmandıktan hemen sonra, Slovak tırmanış partnerim Rasto Krizan ile beraber Tahran yakınlarında bazı donmuÅŸ ÅŸelelelerde tırmandık. KoÅŸullar genel olarak en iyi olmamasına karşın tatminkar tırmanışlar yapabildik. Tek eksik biraz daha uzun uzadıya tırmanma ÅŸansımızın olmamasıydı… İran daÄŸları bizim ülkemize nazaran çok daha soÄŸuk ve karlı olduÄŸu için, daÄŸların birçok köşesinde donmuÅŸ ÅŸelale oluÅŸumu gözlenebiliyor. DaÄŸların yerleÅŸim ve yollara yakın olması da İranlı daÄŸcı ve tırmanıcılar için büyük avantaj tabii.

Rasto’nun tatiline denk getirdiÄŸimiz hafta sonunda, ilk gün  önce bir buz tırmanış okulu olarak iÅŸletilen ve aslında yönü deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ bir dere ile yaratılan Hamaloun donmuÅŸ ÅŸelalesine gittik. YaÄŸmur ve ÅŸimÅŸek altında,  artı derece ısıda ÅŸelale yavaÅŸtan eriyordu.  Buz çok ıslak ve biraz da bozulmuş nitelikte  olduÄŸu için, antrenman mahiyetinde üstten emniyetli olarak bolca tırmandık. Hamaloun ÅŸelalesi Tahran’a 50 km. kadar uzaklıkta ve bir saatten kısa sürede ulaşılabiliyor, rotalar ortalama 25 m. kadar yükseklikte ve derecesi genelde Wİ 3. Oraya her gittiÄŸinizde İranlı tırmanıcıları görebiliyorsunuz- hatta bu sefer yaz 2009′daki Gasherbrum tırmanışından olan Azeri dostlarım da oradaydı.

İkinci gün, daÄŸların tamamen farklı bir bölgesinde, Tahran’a 75 km. kadar uzakta  yeralan ve Kazankhola köyü yakınlarındaki uzak bir kanyonun dibindeki bazı ÅŸelalelere gittik. Burası pek tırmanılan bir bölge deÄŸildi ve  ÅŸelalelerin tabanına ulaşım bel derinliÄŸinde, çok ıslak ve ağır batak karda iki saat sürdü- adeta canımız çıktı!  Sıfır  derece civarında olan hava ısısı bu seferde  tırmanışa daha uygundu, hatta sonrasında baÅŸlayan tipi ile ısı düşünce daha da iyi oldu.. Bu seferde, lider tırmanışla 70 metre ve iki ip boyu süren bir ÅŸelale tırmandık. Bu da muhtemelen rotanın bir ilk çıkışı oldu. Genel zorluk Wİ 4+ gibiydi (85-90 derece eÄŸim). Rasto ilk etabı lider gitti, ikinci etabı da tavanı kapatan dev bir kaya arkının içinden akmış buzda ben lider gittim. Emniyet olarak buz vidası kullandık, istasyonları kaya ve buz kombine emniyetlerden kurduk. 

Evden çıkıp, biraz donmuÅŸ ÅŸelale tırmanıp, akÅŸama tekrar eve dönmek çok enteresan bir his, bunu Avrupa’daki birçok tırmanıcı belki hiç yadırgamaz, ama inanın bana çok farklı geldi. İşte tırmanışın yaÅŸanan mekana yakın olmasının daÄŸcının yaÅŸamındaki farkı…. Tırmanmak için yüzlerce km. seyahat etmek zorunda kalmamak ne hoÅŸ bir ÅŸey!!

Tırmanıştan 12 saat geçmeden İstanbula dönmüştüm bile.

YaÅŸam herkese bol kazma sallamalı, buz vidası çakmalı günler ihsan etsin…………… :-)

TECHNİCAL ICE CLIMBING IN IRAN

After some winter ascents in İran’s Alam Kouh Range, with my Slovak friend Rasto Krizan, we climbed some frozen icefalls around Teheran. İran is a cold country (unlike it’s  warm hearted people) and you get many frozen  icefalls around the city- a short drive mostly. We were only unfortunate in that, we did not have too much time left for action.. First of all, we drove to an ıcefall school called ‘Hamaloun İcefall’ to get some warm-up to the steep ice. The weather was not as cold as we wanted, and ice was fast melting, resulting in wet conditions under sleet and rain.. We climbed some Wİ 3  grade ice on chandeliered ice, and the surprise of the day was, my İranian friends from Gasherbrum II (Pakistan- Karakorum) were there, it was a reunion for sure.

The next day we went far from Teheran, almost 75 km, to a ski center named Kazankhola. İn an adjacent canyon there were numerous icefalls, probably none of which  are climbed before… Deep wet snow on the approach almost deterred us, but finally we were able to reach the foot of some 2 pitch, 80 m high  icefalls. Climbing on the Wİ4+ ice was real fun and Rasto led the first pitch, and i led the second shorter one, climbing inside a huge rock arch- a natural monument.

Going ice climbing as a day trip from home is an interesting and new experience for me, although many European climbers are used to it. İt is wonderful not to waste time and effort travelling hundreds of miles to climb something!

12 hours barely passed before i was back in İstanbul.

İRAN- ALAM KOUH BÖLGESİNDE KIŞ TIRMANIŞLARI

p1020758.JPGp1020662.JPGp1020645.JPGp1020670.JPGp1020674.JPGp1020694.JPGp1020699.JPGp1020714.JPGp1020722.JPGp1020731.JPGp1020743.JPGp1020745.JPG

(FotoÄŸraflar için deÄŸerli dostum Rasto Krizan’a teÅŸekkürler!)

`Yorulmayasınız gardaşlar!´ Doğunun güzel ülkesi İran´dan selamlar!

Tahran`da çalışan Slovak tırmanış arkadaşım Rasto Krizan ile beraber, Alborz Daglari`nın ünlü daÄŸ bölgesi Alam Kouh`ta tırmandık. Hazar Denizinin güneyinde uzanan ve bünyesinde Demavend (5671 m.), Alam Kouh (4850 m.), Azad Kouh (4200 m.), Sabalan (4800 m.) gibi zirveleri barındıranran bu silsile, Türk DaÄŸcılığında daha çok Demavend Dağı ile biliniyor. Ancak uzun teknik duvar çıkışları içeren baÅŸka daÄŸları da var İran`ın, mesela Alam Kouh.. Dostum DoÄŸan Palut`un  2005 yılındaki Alman Sırtı Rotası tırmanışı ile gündemimize girmiÅŸti Alam Kouh. Biz de, kendimizce  keÅŸif mahiyetinde bu bölgeye uzandık: tabii ki kış koÅŸullarında ortam tamamen farklı olacaktı. Esas amaç Alam Kouh`a tırmanmaktı ancak ciddi çığ tehlikesine yol açan taze, derin kar  planlarımızı biraz olsun deÄŸiÅŸtirmemize neden oldu. Öncelikle 4545 metrelik Chaloun Dağı`na tırmandık, ardından da 4575 metrelik Siyah Kaman zirvesine çıktık.. İran`da bu yıl kış ÅŸartları oldukça çetin: daha önceki hafta Shemshak kayak merkezine giden yolda çığ düşmesi sonucu 11 daÄŸcı yaÅŸamını yitirmis, aralarında İran 2009 Gasherbrum II ekspedisyonunun lideri,  İran`ın en ünlü daÄŸ rehberlerinden  Farshad Khalili  de olmak üzere…

Rasto ile beraber Tahran`dan kuzeye, Hazar Denizi istikametinde yola düştük. Benzin sudan ucuz (10 litresi insanı deli edecek kadar ucuz: 1 dolar!). İran`a özgü korkunç trafik nedeniyle hedefimize ulaşmakta geç kaldık, zira İran İslam Devrimi yıldönümü nedeniyle resmi tatilin ilk günü imiş ve yollar sıradışı kalabalıktı.. Neyse,  Batı Alpleri andıran kanyonvari vadilerden geçerek, aksam olurken Mazandaran eyaletinin Kelardasht şehrine vardık. Kelardasht İran`ın Hazar Denizi dağ sayfiyelerinden birisi. 1300 metredeki şehrin  dağlara yakın olan Roodbarak  köyünde İran Dağcılık Federasyonu`nun  dağevinde geceyi geçirdik. Sağolsunlar, aralarında 2009 Dhaulagiri tırmanışım esnasında yaşamını yitiren  dostumuz Mehdi Etemadfar`ın kardeşinin de bulunduğu  arkadaşlar bize yardımcı oldular.

13 subat sabahı, 2300 metrede yolun bittiği Vandarbon`dan sırtta çantalarla yürümeye başladik. Gri ve koyu çorba kıvamındaki hava pek iyi değildi, kısa sürede kar yağışı basladı. Amacımız 3750 metrede, Alam Chall buzulunun kıyısındaki Sarchal dağ kulübesine ulaşmakti.  5 saat kadar süren ve  siste yol aramakla geçen  bir yürüyüşle, oldukça sert bir tipi altında dağevine vardık. Dağevi doluydu, geçen yılki  Gasherbrum II tırmanışından tanıdığım bir dostum dahil,  çok sayıda İranlı dağcı vardi. Dağcılık İran`da  gerçekten popuüer bir spor, bu tür dağevlerinin mevcudiyeti de buna yardım ediyor sanırım..

Ertesi gün, 14 subat tarihinde, derin ve batak karla kaplı Alam Chall buzulunu geçerek, taa daÄŸlarin en ucundaki bir zirveye tırmandık: Chaloun 4545 m… rotamız dağın kısa ve teknik olarak kolay olan batı yuzu oldu. Buradan keskin, kırıklı bir kayalık sırtı traversleyerek  hemen güneydeki 4600 metrelik Siyah Sangha Dağı`nin kuzey sırtına girdik ancak kulvarlardaki çığ koÅŸulları  ve aşırı sert rüzgar beraberce tırmanışı engellediler. Geri dönüş batak karda (bazı çığ riski içeren  etaplar tehlikeliydi bence) ve biraz ızdıraplı oldu. Ortalama 50 km/saat hızı bulan kesintisiz bir rüzgarda düşe kalka Sarchal  daÄŸevine döndük!

15 subat sabahı tam karşımızdaki 4575 metrelik Siyah Kaman zirvesine kuzeybatı yüzünden bir tırmanış yaptık (700 m., 45- 50 derece eÄŸimli kar, III derece miks tırmanış). Geneli kisa dik etaplarla bölünmuÅŸ çok uzun bir sırt hattı olan tırmanışımız   toplamda 5 saat, iniş ise diÄŸer bir yamaçtan 2 saat sürdü. Bu sefer hava açık ve sakindi, doÄŸumuzda  Demavend ile İran`in diÄŸer birçok dağı gözüküyordu. Hazar Denizi ise  kuzeyimizde ufka kadar uzanan bir bulut deniziydi…

DaÄŸevine bir sefer daha buzul üzerinden bata çika varış,  biraz çay ve kahve, toparlanma  ardından bizi bekleyen uzun iniÅŸ… Tatilin son günü ve yollar yine berbat kalabalık, o kadar ki, tek yöne çevirmiÅŸler  tüm bir otobanı!  Gece basarken tekrardan büyük metropol Tahran`dayız. Åžimdi İran`da kalan birkaç günüm, biraz donmuÅŸ ÅŸelale tırmanışı  ve belki de hemen Tahran`ın ardında uzanan 3800- 4000 metrelik buzlu daÄŸlarda bir miks  rota tırmanmakla geçecek…

WINTER CLIMBING in IRAN’S ALAM KOUH RANGE

Rasto Krizan, my Slovak climbing partner was in İran for diplomatic work and he  was calling me over there to climb. Well, time was ripe around  mid february 2010.  İn İran there are many 4500 m+ mountains, and the most famous after the volcanic, 5671 m. high Mt. Damavand is the Alam Kouh at 4850 m., with a big granite wall. Our aim was to climb this mountain but the avalanche conditions high on the mountain did not permit us to do so. İnstead we climbed other peaks.

A day’s trek from Vandarbon at 2300 m took us to the Sarchall hut at the side of Alam Chall glacier, at 3750 m  altitude. The next day we tried to climb the 4600 m high Siah Sanghaa, but there was too much snow on the rocky ridge and too strong wind. We had to make do with Chaloun Peak, 4545 m. Bitterly cold, and windy, with a big slope of snow ready to avalanche on the return trip!

Next day was the scene for our climbing  Siah Kaman, a mountain of  4575 m. The northwest face proved to be an easy mixed climb of III+ UİAA rock and  45-50 degree snow, on a 700 m. high face. All in all, enjoyable climbing with great views of hazy Caspian Sea to the north.

Hey, next time i should go there in summer and climb a big granite wall in Alam Kouh!!!

AÄžRI DAÄžI (MT. ARARAT) KIÅž TIRMANIÅžI

agri-guney1.jpgagri-kis-2010-38.jpgagri-kis-2010-45.jpgagri-kis-2010-94.jpgagri-kis-2010-108.jpgagri-kis-2010-113.jpgagri-kis-2010-123.jpgagri-kis-2010-126.jpgagri-kis-2010-146.jpgagri-kis-2010-163.jpgagri-kis-2010-187.jpgagri-kis-2010-195.jpg

Geçen hafta, Büyük AÄŸrı Dağı kış tırmanışındaydım. ORDOS ve ODTÜ- DKSK elemanlarından oluÅŸan toplam 22 kiÅŸilik bir ekibe dahildim ve hayatımda AÄŸrı’nın 5165 metrelik zirvesine en kalabalık çıkışı yaptım! Åžaka bir yana, ekip çok keyifliydi. Burada tumunun adını sayamayacağım  kadar kalabalık olan  dostlarıma teÅŸekkür ediyorum.

Bu kış tırmanışını klasik güney yüzü rotasından yaptık. 30 ocak 2010 günü ucakla Van’a, oradan da Tendurek gecidi yolu ile DoÄŸubayazıt’a geçen ekibimiz, 31 ocak günü 2100 metredeki Çevirme köyünden hareketle 3200 metredeki 1. kampa ulaÅŸtı. Kar derin ve genelde bataktı, hava da soguktu.  1 ÅŸubat günü sis ve tipi içinde 4200 metredeki 2. kampa çıktık. Gece  bu yükseklikteki hava ısısı, çadır içinde -10 C kadar, dışarda ise rahatça -20 C kadardı. 2 ÅŸubat sabahı saat 9.00 gibi ÅŸiddetli rüzgar kesilir gibi olunca tırmanışa baÅŸladık ve öğlen saat 13.30 sularında AÄŸrı’nın 5165 metrelik doruÄŸuna ulaÅŸtık. Klasik rotada platoya ulaÅŸan buz traversi ilginç ÅŸekilde sadece karlıydı ve çok rahattı, emniyet almak gerekmedi. Zirvede hava ve görüş harikaydı ancak ÅŸiddetli bir güney rüzgarı vardı. 3 ÅŸubat günü toplanıp Çevirme köyüne ve DoÄŸubayazıta indik. Böylece  AÄŸrı Dağı’na bir kış tırmanışı daha sona erdi. Åžansımıza zirve günü süper olan hava diÄŸer günlerde oldukça sert ve bozuktu.

Gerisi DoÄŸu’dan eve dönüştü artık…

A WINTER ASCENT OF  MT. ARARAT!

The last day of  january  2010 found me in Eastern Turkey- this time with a 22- strong team from Middle East Tech University, to climb the ordinary south face route on Mount Ararat in winter. The 5165 m. high snow and ice dome takes a form of deep freezer in winter, mostly with blue ice in the upper slopes. Wind is usually very strong and sometimes effectively bans climbing for sure, and  you can get real cold here, sometimes -40 C at 5000 m. altitude.

Beginning from the deserted, drab  village of Cevirme at 1800 m and reaching the c1 at 3200 m the first day, and c2 at 4200 m the second day was our  normal schedule. Deep snow, bad visibility and a strong whiteout were the usual winter  problems to deal with but the team was quite powerful to punch thru these! We left a deep trench in knee deep snow as we ploughed up on the slopes. Finally, C2 at 4200 m with the usual stone walls and a nighttime temperature of -25 C! 

Third day was the summit push from c2. Fortunately for us, good but slightly windy conditions prevailed and it took us almost 5 hours to reach the icy cupola of  Turkey’s highest peak. Temperature was not too bad for winter, -10 C or so, and some wind from south insisted. Surprisingly, the normally icy sections that would require some belaying and fixing a rope in winter  were easy snow  slopes only, and it was quite straightforward to go up and down walking. The day lent us great views of eastern Turkey and Armenia to the north, as well as the conic Small Ararat. Descent was without particular problems and the next day was our  return journey.   The weather got worse and stormy again on our way back to civilization..

Fourth day, we were enjoying ourselves, eating and messing around  at the border town of Dogubeyazid. The real adventure started then: Eastern Turkey would not let it’s grip on us- bad weather and big snowfall hindering all transport. İt was a few days until we all got back home.

ANTALYA- DOYRAN KAYALIKLARINDA YENİ ROTA

doyran-55.jpgdoyran-25.jpgant-doyran-2010-24.jpgant-doyran-2010-17.jpgdoyran-40a.jpgdoyran-46.jpgant-doyran-2010-43.jpgant-doyran-2010-14.jpg

Geçen hafta hem biraz olsun tırmanış, hem de bazı sunumlar için Antalya’daydım. Ah bu Antalya, insanı nasıl da yoldan çıkartıyor… Ülkenin heryerinde hava kötü, soÄŸuk ve karlıyken ÅŸahane güneÅŸte tırmanma imkanı veren bu mekanda, Geyikbayırında kararınca  spor tırmanışı takiben,  Antalya’da yaÅŸayan arkadaşım Burak Serter ile plan yaptık veee…  Ne oldu demeye kalmadan,  24 ocak 2010 tarihinde, Saklıkent yolunda, Doyran tarafındaki bazı kayalık, adı sanı olmayan kulelerin tabanına yürürken bulduk kendimizi. Bir adı olup olmadığını bulamadığımız bu zirvenin doÄŸu yüzünde üç ip boyluk, kısa, sert olmayan bir geleneksel rota açtık, ismi ‘Kısa Günün Karı’ (180 m, III+, IV). Ancak bu kadar kısa ve çok da özellikli olmayan bu rotanın pek tekrar göreceÄŸini  zannetmiyoruz, yaklaşımın  zahmeti yapılan tırmanışa oranla tutarlı deÄŸil (ilk çıkış ve son çıkış hesabı! :-)  Yine de, eÄŸlenceli ve boÅŸluklu etaplar içeren, oldukça saÄŸlam kayada, devamlı  benzer zorlukta bir tırmanış. Manzarası da cabası, Akdeniz, karlı Saklıkent ve orman peyzajı tırmanırken altınızda uzanıyor.

Önceki günlerin ÅŸiddetli yaÄŸmurundan ve fırtınasından  sonra, soÄŸukça / güneÅŸli olan günde, ormanlık arazide rotaya yaklaÅŸarak baÅŸladık. Dere tepe inip çıkarak, bir türlü bize yüzünü göstermeyen kayalıklara ilerledik. Hatta yaklaşımda garip bir yerde III+ derece serbest etaplar bile geçtik- dikenli ve otlu! Sonunda, yamaçtaki dev bir kaya döküntüsünün sırtından yan geçerek kayalığın altına vardık. İlk baÅŸta karayolundan bakınca tırmanmayı hedeflediÄŸimiz ufak gri duvar diÄŸer yanda kalıyor ve sırt tarafından geçiÅŸ kesiliyordu, biz de bu önümüzdeki  sırtı çıkmaya karar verdik. İlk ip boyu önce kolay etaplar, sonra güzel  bir baca ve nihayetinde sırta baÄŸlanan ufak, birkaç hamlelik  bir negatif yüzey geçiÅŸi içeriyordu (III+, IV, 60 m.). Tepesinden emniyet aldığımız kuleden sonra dik, gri kayalı, saÄŸlam bir sırtı tırmandık. Yukarıda köşeli, saÄŸlam dihedral yapılarından sırtın tepesine vardık (III, IV, 60 m.). Tırmanış 2 saat kadar sürdü.  Bir ip boyu kadar kolay tırmanışla (II, III, 60 m.) rota bitti. İşte sana kısa günün karı! Gün ilerledikçe gölge geliyor, hava rüzgarlı ve kaya soÄŸudu bile… İpi topladık, ayakkabıları giydik. İşin kalanı, basit tırmanışlarla dağın uzun zirve sırtına çıkmaktı, bu da göründüğünden uzun sürdü. Sonunda, sert ve içe iÅŸler bir rüzgar altında arabaya ulaÅŸtık ve  Geyikbayırına, Öztürk ile kahve içmeye kaçtık. Ne demiÅŸtik, kısa günün karı, bu kış gününde de kayaya takoz koymaktı nasip.

Tırmanışla kalın!!!

A NEW ROUTE İN ANTALYA- DOYRAN PEAKS

Antalya İS the perfect place to live for a climber, especially in winter. While the rest of the country is scoured deep in cold winter, the hazy mediterranean sea and balmy sun makes  rock climbing  in this lovely place so wonderful.. And the rock is mostly of high quality, always a good limestone, waterwashed and grey- yellow in texture.  İn 24th january 2010,  i was lucky to be around Antalya to make a climb in the nearby Doyran Peaks, at the north of Antalya Bay with my local climber friend Burak Serter. Doyran peaks are not very popular among the climbers, the approach being long by any standard- and not many routes are made here. We climbed this new route ‘Kisa Gunun Karı’ on the eastern face of a nameless rock massif (a peak really!). Nevertheless, our new route was  quite enjoyable ridge type feature, 3 pitches long at tech part and   featured 180 m of climbing on  III+, IV UİAA grade rock. A short day’s work.. While everybody is climbing in big boots and gloves somewhere else ( maybe!!), climbing on rock boots is a privilige… Well, as soon as the  day is finished -sun is gone and you are in shade, temperature goes down and a cold wind slices thru your clothing. By then, the best thing to do is to sharesome coffee at our friend Ozturk’s place in Geyikbayiri….

Climbing in Antalya is a dream!

Aladağlar- Güvercinlik kulesi (3200 m.) ve Taştepe (3600 m.) ilk kış tırmanışları

guv-kulesi.jpgtastepe-yaz.jpgtunc-efe.jpgkamp.jpgguverc-tirmanis.jpgguvercinlik-bati.jpgguvercinlik-kulvar.jpgguv-zirve-sirti.jpgguvercinlik.jpgguvercinlik-zirve.jpgtunc-efe-guverc.jpgguverc-inis.jpgguvercinlik-kulesi.jpgsiyirma-sapak.jpgguney-ormanlari.jpgtastepe.jpgtastepe-gd-sirti.jpgtastepe-tirmanis.jpgtastepe-zirve.jpgguney.jpg

Aralık ayı boyunca hava neredeyse devamlı olarak bozuk gitmiÅŸti ve daÄŸlar yerine iç mekanlarda, yapay duvarlarda bolca tırmanmış, arada da tırmanış bahçelerine ufak ufak kaçışlar yapmıştık. 2009′un  bu son ayı bize bir güzellik yapmayacaktı anlaşılan. Hep lodos, hep fırtınalı hava! Derken, uzunca bir süre lodostan sonra açık hava ve güneÅŸ ile  daÄŸda karın çok sertleÅŸtiÄŸi ideal bir zaman geldi- yani yılbaşı sonrası. Kadim partnerim Efecan Aytemiz ile  2010′un bu ilk günlerinde AladaÄŸlar’a bir tırmanış yapmak için yine ve yeniden, ve son kez olmamak üzere yola düştük. Bir minibüste beÅŸ kiÅŸi- Mus(Tafa) Kalaycı, Gökhan Åžifan, Mustafa Nalbant ve biz ikimiz.. Ankara- NiÄŸde yolunda bol bol eÄŸlence! Kar yaÄŸan soÄŸukça bir akÅŸamda Çamardı’nda kebap yemek ve daÄŸ öncesi son pisboÄŸazlıkları yapmak :) ardından, AKUT’un ÇukurbaÄŸ Martı mahallesindeki evinde, sobanın ateÅŸi eÅŸliÄŸinde hazırlıkla geçen bir gece…

Ertesi sabah, Emli vadisinin çam ormanı içinde, sırtta külçe gibi ağır çantalarla  yürürken günlerden 5 ocak idi. Kamp yerimiz, aÅŸina yüzlü Kocadölek’in  ucunda, 2000 metredeydi. Hava süper, kar gayet sertti, adeta bir kasım sonu günüydü! Tafa ve ekibi Güzeller tarafına, boÄŸazın sonuna  gitmek üzere ayrılınca biz iki kafadar, nam-ı diÄŸer sakallı ile bıyıklı, ekimden beri görüşmemenin verdiÄŸi geyik ile kamp hayatına saldırdık. Yemek, çay, kahve ve derin bir uyku- gece 2′de uyanmak üzere.  6 ocak günü,  hava karanlık ama yarım bir ay daÄŸları yıkarken yola çıktık ve Güvercinlik vadisinin karlı, buzlu yamaçlarından yükselerek 3200 metrelik Güvercinlik Ana kulesinin batı yüzünden ilk kış tırmanışını gerçekleÅŸtirdik (kamptan 1200 m. irtifa, 40-50 derece sert kar ve buz, III+ miks kaya tırmanışı). Tırmanış genelde sert kar- buz üzerinde oldu, arada birkaç etap miks kaya ve zirve kulesinde de basit kaya tırmanışları yaptık (bacalar, yüzeyler), çıktığımız yerden iple indik. KoÅŸullar çok iyiydi, zirveye 12.15  gibi ulaÅŸtık. Tırmanış toplamda 10 saat sürdü. 

7 ocak sabahı hiç acele etmeden kampı yukarıya, Sıyırma BoÄŸazının sapağına, 2700 metreye taşıdık. Kar duvarı yapmak, kartopu yuvarlamak, kar altından çadırı sabitleyecek taÅŸlar bulmak gibi kış sporlarının bizi dinlendirdiÄŸine kanaat getirdik! Bu sefer hedef TaÅŸtepe idi ve  8 ocak sabahı buz gibi bir havada taaa uzaklardaki bu daÄŸa gitmek üzere Güzeller batı çanağına ve Kaldı doÄŸu kar kulvarına girdik. TaÅŸtepe’ye ulaÅŸmak için Kaldı’nın güneydoÄŸu çanağına geçmek gerekiyor, bunun için de Kaldı doÄŸu sırtı’na baÄŸlanan parazit tepe ile aradan inen kulvardan çanaÄŸa geçmek gerekli..  yani zahmetli ve aslında kışın bolca çığ riski olan bir rota, ayrıca uzun da, dağın diÄŸer ucu sayılabilir! Neyse ki, beklediÄŸinden çok daha iyi kar koÅŸulları mevcuttu ve güneÅŸin ilk ışıkları ile kendimizi Kaldı’nın doÄŸu sırtının dibinde bulduk. Geri geri buzdan iniÅŸ ile arkadaki çanaÄŸa inip, geniÅŸ bir  traversle TaÅŸtepe’nin güneydoÄŸu / doÄŸu sırtına dolaÅŸtık ve boÅŸluklu III+ derece kaya, 45-55 derece kar kulvarlarından tam gün ortasında, saat 12.15  gibi zirveye ulaÅŸarak TaÅŸtepe’nin ilk kış çıkışını yapmış olduk! Efecan ile 2000 yılı haziranında bu rotanın ilk çıkışını yapmıştık, kısmet 10 yıl sonra kışın  tırmanmakmış. TaÅŸtepe, 3600 metrelik yüksekliÄŸi ile AladaÄŸların en yüksek zirvelerinden birisi; zaten galiba da kış çıkışı olmayan en yüksek AladaÄŸ doruÄŸu olarak kalmıştı. Ayrıca, TaÅŸtepe AladaÄŸların en yalnız  kalmış doruklarından biri de diyebilirim…

Zirvede manzaramız süperdi, gün inanılmaz derecede açıktı. Akdeniz ve İskenderun körfezi, güneyimizde  güneÅŸte altın gibi parlıyor, güney ormanları, Karsantı (AladaÄŸ) ilçesi, Adana’nın baraj gölleri, Çukurova’nın yeÅŸilliÄŸi ve kuzeyde Kaldı hakimiyetinde AladaÄŸların birçok karlı doruÄŸu.. Güzeldi doÄŸrusu! İniÅŸ ayrı bir sorunsal gibiydi, tırmandığımız dik yerleri iple inmek daha çekici olsa da, temiz slablar ve aşınmış, parlak kaya yüzeyleri pek emniyet noktası saÄŸlamıyordu. Böylece tüm etapları gerek kardan, gerek kayadan geri geri tırmanarak indik ve akÅŸam gün batarken buz gibi bir havada, Parazit tepe- Kaldı doÄŸu sırtı geçidine geri tırmanıp, Sıyırma tarafına vardık. Böylece tırmanış 10 saat sürmüştü.

8 ocak sabahı gökyüzünü kaplayan gri bulut kümeleri dönme vaktinin geldiÄŸini anlatırken, biz de ormanda traktörü ile bizi bekleyen Salim abimize kavuÅŸmak üzere iniÅŸe geçtik…

FİRST WİNTER ASCENTS OF GUVERCİNLİK KULE (3200 m.) and TASTEPE (3600 m.)

End of 2009 was not the best of climbing weather in the Aladag. Deep snow and turbulent weather saw to it that we climbed on plastic or small crags. As was usual sometimes, after a period of Foehn wind (we call it Lodos!) snow conditions turned to excellent. Time was ripe for some winter climbing…With my old- time climbing parner, Efecan Aytemiz we were once again on the move to the village of Cukurbag.

İt was 5th of january as we moved with killer- weight rucksacks up the wooded Emli valley,and camped in Kocadolek which was as deserted as always. At 2000 metres, this is a flat valley bottom, and big rock faces loom above you. The next morning at 2.00 we moved to make the first winter ascent of  Guvercinlik kule. Rest of the night, climbing on the deep snow- clad gorge of Guvercinlik, we were able to reach the  west face of the peak and  climbing some III+ UİAA  mixed  passages and many  40-45 degree snow gullies, we tackled the final summit rock towers (some gullies and chimneys) to summit by midday. The 1200 m. high climb took us a total of 10 hours both way. So, this was the first winter ascent of these forgotten limestone peaks..

Next morning we packed up and moved the camp to the end of the valley to an altitude of 2700 m. Winter sports such as snowball fights, making some lousy snow-man and carying heavy stones to fix the tent were the order of the day. Our aim was to climb Tastepe,  a peak that was really tucked in the furthest corner of the Aladag and the  highest summit in this range that was yet to receive a winter ascent.. So, moving on a cold morning, we trekked and climbed a long distance and turned  the rock faces to the southwest corner of the mountain range. For this we had to climb the east gully of Kaldi Peak then climb down to another CWM at the other side and traverse the east wall of Tastepe at the bottom.  The weather was so good we could make out the bay of İskenderun and even the peaks on Syria beyond. Our route was a ridge type exposed  wall of limestone, mostly of III+ UİAA grade slabs ans corners and some 50 degree snow slopes.  By midday we stood at the summit of Tastepe, 3600 m, and a cold, strong wind greeted us. This route was climbed by us first time 10 years ago in 2000 june, now the first winter ascent by the same team? And 10 years passed by  without any other visitor in this lonely peak? Unbelievable…

The descent took a lpng time and we were back in our camp as the first stars were twinkling on the twilight sky. The climb took a total of 10 hours. İt was time to go back home.

POSTER PROMOSYON!!

10 adet poster 50 TL

Detaylar için linke tıklayınız lütfen!!!!

poster-kampanya.pdf 

ANTALYA- MORYER’de kaya tırmanışı ve yeni rota……

antalya-moryer-kasim-2009-32.jpgantalya-moryer-kasim-2009-73.jpgantalya-moryer-kasim-2009-44.jpgantalya-moryer-kasim-2009-45.jpgantalya-moryer-kasim-2009-48.jpgantalya-moryer-kasim-2009-56.jpgantalya-moryer-kasim-2009-59.jpgantalya-moryer-kasim-2009-61.jpgantalya-moryer-kasim-2009-63.jpgantalya-moryer-kasim-2009-66.jpgantalya-moryer-kasim-2009-72.jpgantalya-moryer-kasim-2009-60.jpg 

(Fotolar için Nurcan Demirel’e teÅŸekkürler!)

Bu  bayramda Antalya’nın güneÅŸli ve sıcak Geyikbayırı tırmanış bahçesinde bolta klip yaparken, Antalya’da yaÅŸayan ve benim gibi geleneksel tırmanış seven arkadaşımız Burak Serter’in önerisi ile, 29 kasım 2009 günü yukarıdaki Feslikan yaylası civarında bulunan bir kaya masifine gitmeye karar verdik.  Belirgin bir adı olmayan ve yakınındaki Moryer adlı yayladan dolayı ‘Moryer Kayalıkları’ adıyla andığımız bu alpin tırmanış alanı gerçekten çok güzeldi. Tüm  bayram tatilinde yaptığım en anlamlı ve hoÅŸ iÅŸ bu oldu desem yanılmış olmam zannederim :-)

Moryer Kayalıkları 1600 metrelerde, Saklıkent kayak merkezine giden toprak bir araç yolu üzerinde bulunuyor. Mükemmel kireçtaşından oluÅŸan ve Dedegöl’ün kaliteli kayasını çok andıran masif ardarda iki parçadan oluÅŸuyor.  Rotalar ÅŸimdilik -baÅŸlangıç olarak- kuzeye bakan ön masifte açıldı (zaten daha 4 rota var!) ancak 100 metreye varan bu yüzeylerde potansiyel gerçekten büyük- her zorluk ve eÄŸimde ÅŸahane çatlaklar ve temiz yüzeyler tırmanıcıları bekliyor, hem de yüzyıllık katran ardıçları ve BeydaÄŸlarının açık, ufuktan ufuÄŸa manzarası eÅŸliÄŸinde.. Kısaca, olabilecek en güzel tırmanış yerlerinden birisi. Bir baÅŸka detay da, yüksekliÄŸinden dolayı, buranın Antalya’nın yazında bile tırmanılmaya uygun bir yer olması. Araçla ulaşılan son noktadan 15-20 dakikalık kolay yürüyüşle kayanın tabanına varılıyor ve yemyeÅŸil otlaklı yaylada kamp yeri ve su da var, benden söylemesi:)

Burak daha önce  2009 yazında buradaki ilk rotayı geleneksel tarzda açmış (resimde 1 numara, Ardıç, VI, 30 m.) Biz de  ‘takoza kuvvet’ diyerek arkadaşım Gökhan Åžifan ile yeni bir çatlak / baca rotasını tırmandık (resimde 2 numaralı rota; Kırmızı kuvvetler, VI+, 60 m.) Bu esnada Burak ve partneri Yücel Bagatur da, hemen yandaki klasik olmaya aday layback/ çatlak rotasını çıktılar (resimde 3 numara; Hasta Hasta VI+, 55 m.) Gerçekten masif kayada, ara emniyeti iyi ve kayası kemik kadar temiz bir rotaydı bu, onların ÅŸiddetli tavsiyesi üzerine,  öğleden sonra gölgesinde hafiften üşüyerek Gökhan ile rotayı çıktık. Yine bu sırada Burak ve Yücel soldaki daha baÅŸka bir rotanın ilk çıkışını gerçekleÅŸtirdiler (resimde 4 numara; Kısa & öz, IV+, 45 m.) 

Bu kısa ve verimli tek günde, Beydağlarının bu kıyıda kalmış kayasında takozların tozunu biraz olsun attık kısacası. Rotalar daha da uzatılabilir (toplam 2 ip boyuna mesela) ama genelde masifin üst kısımları daha yatık ve kolay. Şu an için rotaların iniş istasyonlarında sikke- perlon vb. çeşitli donanımlar var ve ağaçlardan ip inişi yapılabiliyor. Ancak burada gelecekte  daha da çok tırmanış olursa standart iniş istasyonları yapmak gerekebilir fikrinde herkes hemfikir.

Burak’a bizi buraya götürdüğü için çok teÅŸekkürü borç bilirim. Nice geleneksel tırmanışlara, takozla kalın….

TRAD CLİMBİNG İN ANTALYA- MORYER, A FEW FİRST ASCENTS….

Moryer  (literally translated, ‘purple place’) is an excellent alpine crag, situated high in  Antalya’s Beydaglari range, at an altitude of around  1600 m.  İn my opinion,  Moryer really is a summer location for rock climbing in Antalya because lower places like Geyikbayiri are too hot to climb in summertime.. The limestone is  mostly grey and solid, featuring continous crack and chimney type weakness lines.  Our local climber friend Burak Serter knew the area well and took us there on a fine november day of 2009. We had been climbing on bolted sports routes of Geyikbayiri which, after some point, became meaningless and boring. A break to put some nuts and friends on  solid rock- now that İS climbing!!

İf you take a look at the topo i made, the first route was opened by Burak Serter (no 1, ‘Ardic’, VI UİAA, 30 m.) and we, together with my friend ‘the soldier’ Gokhan Sifan,  opened some others as the short day allowed: (no:2, ‘Kirmizi Kuvvetler’, VI+ UİAA, 60 m.), and Burak and our friend Yucel Bagatur climbed (No:3, ‘Hasta Hasta’, VI+ UİAA 55 m.), these being very good crack- chimney routes. And another one (no: 4, ‘Kısa& Oz’, IV+ UİAA, 45 m.) was the final climb for the day.

The routes can be extended on a second pitch but the upper part of this massif is more or less scrambling. For now, most route feature some kinds of rappel gear, slings and / or trees to  rappel. Further climbing and exploration in the area may lead to fixed rappel and belay anchors as required.

Climb on,  the more trad the better!

HÜSEYİNGAZİ’de kaya tırmanışı

huseyingazi-kasim-2009.jpghuseyingazi-kasim-2009-1.jpghuseyingazi-kasim-2009-2.jpghuseyingazi-kasim-2009-3.jpghuseyingazi-kasim-2009-4.jpghg-11-2009-105.jpghg-11-2009-106.jpg

(FotoÄŸraflar için Mustafa Nalbant’a teÅŸekkürler!)

Büyük bir tırmanış yapamadan, ama daÄŸ planlarıyla ilgili olarak yoÄŸun geçen bir zaman diliminden sonra, nihayet yine taÅŸa deÄŸmek zamanı gelmiÅŸti- bu sefer sevdiÄŸimiz Ankara tırmanış  mekanı Hüseyingazi kayalıklarında. Belki de kar yaÄŸmadan önceki son güneÅŸ altında, Ankara varoÅŸları ve bunu çevreleyen sarı, kurak tepelerin manzarası eÅŸliÄŸinde  bolca tırmanılan  bir kasım günü oldu bu. Kahverengi, ılık kayada güzel, eÄŸlenceli tırmanış. Sonbaharın ‘kaya turnesi’  Ankara’nın altın madeninde devam etti kısacası. 

Hüseyingazi tüm eksikliklerine karşın sık gittiÄŸimiz, bazen uzun süre gitmeyip tekrardan hatırladığımız bir tırmanış alanıdır. Ankara’lı tırmanıcının evden çıkıp hemen ulaÅŸarak  tüm gün tırmanabileceÄŸi tek doÄŸal mekan burası  diyebiliriz. Bir dönem askeri bölgeye yakınlığı (ve halen bir kısmının dikenli tel içinde kalması) nedeniyle zorluklar vardı, ancak artık bunlar aşılmış gözüküyor.  

Eski günlerde, Anadolu Dağcılar Birliği ve diğer klüplerin çalıştığı belli kayalıklar artık klasik olmuş, bunlara ek olarak, 4 ayrı sektörde birçok boltlu spor rota da var. Hüseyingazi kayalıklarında 60 kadar boltlu ve geleneksel rota mevcut, uzunlukları da 7 ila 21 metre arasında farklılık gösteriyor (rotalarla ilgili olarak, Takoz tırmanış dergisi 19. sayıda bilgi bulabilirsiniz) . Kaya, birçok tırmanış bölgesinden farklı olarak, bazen granite benzer yapı gösteren andezitten oluşuyor. Bazen devamlı çatlak hatları veren, bazen de kırık temiz yüzeylerde delik ve küçük kenarlar sunan bir kaya yapısı bu.

Bu hafta sonu da tırmanış arkadaÅŸlarımla beraber  Peksimet sektöründen baÅŸladık. Peksimet  en eski rotaların olduÄŸu sektör ve burası boltlanmadı, üzerinde bazen  paslı sikkeler olan geleneksel rotalar mevcut.. Burada Ölümcül (V+), Hektor (VI),  Hacettepe Acil dik varyant (VI-), Üç saniye (IV+), Kıçkıran (IV+) gibi geleneksel rotaları çıktık, ardından da belki Hüseyingazi’nin en güzel yeri olan küçük Ayna Kaya sektörüne geçtik. Geleneksel SaÄŸ çatlak (V+), boltlu Nazik ol (VI-) ve yarı boltlu, yarı geleneksel   İnce çatlak (VII+) rotalarında tırmandık. Ne yazık ki güneÅŸin batmasıyla Ankara bozkır soÄŸuÄŸu bizi  kayadan ayrılmaya ikna etti…..

ROCK CLİMBİNG on HUSEYİNGAZİ CLİFFS of ANKARA

Autumn is a magic time to climb around Ankara- the savanna becomes rich in colors and sun reaches the rocks in a different way really. And then here i was in Huseyingazi Cliffs rising above the Ankara’s eastern entrance  ghettos,  after a long period of climbing in high altitude, the Karakoram of Pakistan… My ‘warm-up’ to rock continued on the warm, brown, friendly crags of Huseyingazi, the place that i had first climbed on rock in my life, maybe 20 years ago.  Despite all it’s lacking, Huseyingazi is a place we sometimes go often and then neglect, then remember and go again. İt welcomes us everytime. This was so again- i enjoyed the rock this very day.

Featuring around 60 routes varying between 7 and 21 m, Huseyingazi has 4 different sectors and there are trad and sport routes. The rock is much alike granite with it’s crack lines, but it is  in fact andesite, known also as ‘Ankara Stone’. With my friends John Carney and Mustafa Nalbant, we climbed many routes such as Olumcul V+, Hector VI, Hacettepe Acil dik varyant VI-, Uc saniye IV+, Kickiran IV+, Sag catlak V+, Nazik ol VI-, İnce catlak VII+….. Only the evening cold and settting sun could persuade us to leave.

BALLIKAYALAR’da BİR TIRMANIÅž GÜNÜ…….

balli-7-kasim.JPGballi-7-kasim-2.JPGballi-7-kasim-3.JPGballi-7-kasim-4.JPGballi-7-kasim-5.JPG

(Fotolar için sevgili Aykut Türem’e teÅŸekkürler…)

7 kasım 2009 tarihinde İstanbul’daydım ve… Türkiye’de spor tırmanışın doÄŸduÄŸu yer olan Gebze - Ballıkayalar tabiat parkında tırmandım! Ballıkayalar, İstanbullu kaya tırmanıcıların kısa sürede ulaÅŸabilecekleri tek gerçek kaya ve tırmanış rotası içeren mekan. 1980′li yıllarda Emre Altoparlak ve Batur Kürüz’ün geleneksel rotalar ile baÅŸlattığı, daha sonra da DoÄŸan Palut, Öztürk Kayıkçı, UÄŸur Yılmaz ve bir avuç tırmanıcının açtığı hard spor rotalarla Türkiye’nin ilk spor tırmanış alanı haline gelen bu bölgede, ÅŸu anda 80 kadar  spor ve geleneksel rota mevcut. Kireçtaşından oluÅŸan  kaya, gerçekten kendine has bir tarz yaratmış; genelde gizli tutamaklar, eksik ayaklar ve zor, boulder kilit hamleler! Dereceler sert, bazen bolt aralıkları çok açık, fazla tırmanılan popüler tırmanılan rotalarda kaya iyice mumlaÅŸmış ama birçok rota da gerçekten klasik statüsü kazanmış. Ballıkayalar gayet kalabalık bir tırmanış alanı: haftasonlarında eÄŸitim, yürüyüş ve tırmanış için gelen birçok doÄŸa sporcusu oluyor ve özellikle çok tırmanılan rotalarda kuyruklar oluÅŸabiliyor (!)  Gayet yeÅŸillik olan ve içinden bir dere akan kayalık vadide,  haftasonlarında bir de piknikçi fazlalığına ÅŸahit oluyorsunuz! Anlaşılan ve yaÅŸanan o ki, İstanbullu tırmanıcıların en büyük derdi, bu güzelim  tabiat parkının maganda sürülerince istila edilmesi :-) Kayaların tepesindeki platodan içilip atılan bira ÅŸiÅŸeleri ve yuvarlanan taÅŸlar, aÅŸağıdan bağırılan ‘İn lan oradannnnn!’ naraları… Benim gibi daÄŸlara ve sakinliÄŸe alışkın Ankaralı bir tırmanıcının görünce ÅŸaşırdığı ve dumura uÄŸradığı haller bunlar. Ama burası İstanbul- bir dönem kayaların tabanında ‘Lütfen tırmanıcıları rahatsız etmeyiniz!’ tabelası  gördüğümü hatırlıyorum.

Biz de bu sakin, güneÅŸli cumartesi gününde, bir minibüs dolusu insanla önce TavÅŸanlı Köyü’ndeki kaçınılmaz çay ve kahvaltı molasını verdik.  Vadi boÅŸtu, az sayıda tırmanıcı ve sıfır zonta popülasyonu ile ideal bir gündü. Tırmanış arkadaÅŸlarım Aykut Türem ve Erdinç Turna ile, hem geleneksel hem spor tırmanış olmak üzere, bir dizi rotaya girdik..  Mesela; Acemi (IV geleneksel), Büyük Balkon (VII+, normalde spor ama geleneksel çıkıldı), Davul (VI+ spor), Ejder (VIII- spor), Dolanık (IV+ geleneksel), Derin Çatlak (VII+, spor), Jump (VII+ / VIII- spor), Debüskö (VI- spor), Tıpış Tıpış (VI, spor), Kütür (VI+, spor), Percussion (VI+, spor). Bu rotaların bazıları Ballı’nın klasik ve karakteristik rotalarından, mesela Derin Çatlak, Jump ve Percussion..

Vadinin sakinliÄŸi ve sessizliÄŸi,  Aykut’un her rotayı çok iyi tanıması ve rehberliÄŸi ile, önkolları yakmacasına gayet verimli bir tırmanış günü yaÅŸadım. Gerçek ÅŸu ki, burada verimli tırmanmak ve özellikle zor dereceli sportif rotaları çıkmak için rotayı ve hamleleri  çok iyi tanımak ÅŸart- her Ballı tırmanıcısının bildiÄŸi üzere. Evet, tırmanışlar çok kolay deÄŸil ve dertleri var bu kanyonun, ama İstanbul’daki tek tırmanış mekanı ve rotaların bazıları gerçekten çok  güzel.

Ballıkayalar ile ilgili detaylı bilgileri DoÄŸan Palut’un ‘Ballıkayalar Tırmanış Rehberi’ kitabından edinebilirsiniz.

Eylemlerimiz sürecek…… :-)

CLİMBİNG in the BALLİKAYALAR- İSTANBUL

Ballikayalar is virtually the only existing climbing garden around İstanbul, and there really is no other opportunity to climb on natural rock around the city. İt is a hidden canyon of limestone in the small village of TavÅŸanlı,  with  much green hillsides and a dirty, chemical- ridden creek on it. Given the population of  İstanbul (approaching 20 millions!), Ballikayalar a quite popular area, especially in weekends. Not only the climbers but picnickers and  drunkards are to be found around- and it surely is a distracting place, prohibiting  climbing  in  harmony with nature! Nevertheless, Ballikayalar is the birthplace of sport climbing in Turkey and  around 80 bolted and trad routes are to be found there- some of them notorious classics. For more info, get the guidebook ‘Ballikayalar Tirmanis Rehberi’ by Dogan Palut, one of the most important figures in Turkish rock climbing. The routes are mostly sandbagged, ie the grades being lesser than they should be- and bolting not the best and you need to know the harder routes beforehand- difficult to on-sight really. But for a day of climbing Ballikayalar  should suffice!

On a lucky day with no big population of picnickers around, with my climber  friends Aykut Turem  and Erdinc Turna we went there, climbing a succession of trad and bolted routes. Notoriously difficult trad routes with little protection are the norm here. And burning on the forearms seems to be the norm here either.

Sure to go back there!