30 Eylül 2018

KIRGIZİSTAN-ALA ARCHA DAĞLARI-‘TETE DE TURK’ KULESİ İLK ÇIKIŞI

(Fotoğraflar: Tunç Fındık, Mustafa Nalbant)

İziskateli tırmanışından  bozbulanık havada dönünce, ardından kendimize  tam bir gün dinlenme verdik. Havalar soğumuş, artık kamp yerinin  yanında akan şelale de hergün daha çok donuyordu. 13 eylül günü kamp yeri yanındaki kısa kayalardaki boltlu ve geleneksel rotalarda kaya tırmanış antrenmanı yaptık, amacımız şimdi kayada bir tırmanış yapmaktı. Ancak açılan hava, tüm  kaya duvarlarında ıslaklık, buz  ve setlerde bol taze kar olduğunu gösterdi. Hayalkırıklığı!  Dağevindeki yerel Rus arkadaşlarımız tavsiyesiyle güneye bakan ve  bu nedenle (görece) hızlı kuruyan bir yerlerde tırmanmak fikrimiz egemendi.  Belirgin gözüken, kuru ve açık bir granit duvar-kule sistemleri, normal rotası patikada yürüyüşten ibaret olan 4200 metrelik popüler zirve olan Uchiteli’nin güney- güneybatı tarafında gözüküyordu;  biz de burada bir çıkış yapmaya karar verdik. Bu  kararımız sonucunda Nalbant ile, hiç çıkılmamış bir granit  kayadan kulenin ilk çıkışını yaptık ve adını da ‘Tete de Turk’ yani ‘Türk Dişi’ olarak koyduk.  Kulenin güneybatı duvarındaki rotamız 165m ve 5 ip boyu uzunlukta, V ve VI- derece zorluktadır; geneli mükemmel  sağlamlıkta ve dik etaplar sunan  rota zevkli bir geleneksel kaya  tırmanışıdır.

Soğuk, ayaz bir  14 eylül sabahında gölgeler gidip güneş gelmeden hareketlenmedik. Güneşe rağmen soğuk bir gündü; hala karanlık gözüken duvar yönünde çantaları sırtlanıp 1 saat kadar taşlı zemin ve çarşaktan yükseldik. Rota seçmek biraz zaman aldı, ancak bu kuleye çıkan en elegant hattı,  en kılçıksız tırmanış güzergahını  seçmeye çalıştık. Hava hala soğuktu, Türkiye’de kış soğuğu. Sert esen kuzeybatı rüzgarı da ısınmamıza  yardımcı olmuyordu..! Bir kaya kovuğunda  oturarak  havanın biraz daha kırılmasını, kayanın en azından tutulacak kadar ısınmasını beklediğimizi anımsıyorum. Sonunda, tabanı karlı bir kayalık çanağa girdik ve karın kıyısında kaya ayakkabılarını giymeye, ipi açmaya başladık. Nalbant’ın sigarasının acı kokusu soğukta daha da kuvvetliydi sanki. Önümüzde bir baca-dihedral-çatlak vardı ve güzel gözüküyordu.  Zevkli bir etap sanki.. Güneşin çatlağa geldiği sıralarda ilk ip boyuna girdim, kaya iyi kalitede kahverengi-sarı granitti, ara emniyetler  gayet iyiydi. Geceden kalan  soğuk bu  gölge girintide devam ediyordu, fakat sürtünme mükemmeldi. Sonuçta geneli V, birkaç hamle belki VI- derece  olan bu şahane etabı  tırmanıp,  ip boyu sonunda çürükleşen bir köşenin üzerinde  bir yarı-askı istasyonu kurdum (1.ip: V+, VI- 45m). Nalbant gelirken sağ ve solumuzdaki kaya kulelerinin manzarasını seyrettim, adeta Chamonix graniti! Çok güzel bir yerdeyiz. Velhasıl, 2.ip boyuna Nalbant devam etti ve kısa bir etapla tepedeki sarı duvarın sağındaki bir çentikte istasyon kurdu (2.ip: IV 15m); bu etabın son kısmındaki bazı gevşek granit bloklar dikkat gerektirdi (büyük kısmını aşağı yolladık), Nalbant bu nedenle (ve çentiği aşınca  iletişimimiz kesileceği için) etabı kısa tutmuştu.. Vardığımız  kulvar-yüzeyin sol tarafındaki bacamsı çatlakta Nalbant 3.ip boyuna devam etti ve tepesini gördüğüm kulenin tabanına dek giderek gözden yitti. Artık kaya oldukça ılıklaşmış, güneş kuvvetlenmişti ve tırmanış  daha da hoş hale gelmişti (3.ip: IV+ 45m). Bu etap da oldukça sağlam kayada zevkli tırmanış verdi; son kısmında sağlı bir sette travers ile kulenin tam solundaki bir girinti kovuk sette  Nalbant emniyet almıştı. O da benim gibi elini kazara  sağa sola vurup yaralayan modellerden; bu kez de öyle yapmıştı ve ortalıkta kan lekeleri vardı:-)

Sıra benimdi. Şimdi, öğleden sonranın sarımtrak güneşinde kovuğun solundan dik çıkan yüzey ve çatlakları tırmanıyorum.. İyi bir V-profil sikke, bir friend. Etap ortasında çürüyen zemin, bir sırt-çentiğe yol veriyor; burada tüm setlerde derin kar var artık, normal, çünkü 4000m irtifaya geliyoruz. Tüm gölgeler  ve kuytular batak karlı.. Karlı setten kulenin sırtına ulaştım, kaya sağlam ve çatlak hatları var. Kaya tırmanışımız minyatür bir alpinizme yol verdi; ıslak, karlı, buzlu zemin ve  dik kuru çatlaklar. Böylece,  kulenin zirvesinden 10-15m kadar altta bir babada istasyon kurdum; ufacık bir sette (4.ip: V- 55m), artık sertleşen bir rüzgar altında- ne de olsa öğleden sonra oldu. Nalbant gelince son kolay etabı doğrudan devam ederek kulenin tepesine çıktı (5.ip: III+ 10m). 4000 metreden biraz düşük  bir noktadayız, bu noktadan sonra kırıklı granit dişler bir testere sırtı misali Uchiteli’nin tepesine doğru uzanıyor. Böylece tırmanış bitti; 3.5 saat kadar sürmüş. Tüm gün boyu birşeyler yemediğimizi hatırlayarak iki snickers ve biraz kuruyemişi dişliyoruz. Artık, iniş vakti!

İnişi kulenin kuzey yüzündeki kanyonvarı, içi kar dolu yarıntı boğaz yönünde yaptık; zirvedeki bir babaya iki kalın kırmızı perlonbantı birleştirerek istasyon yapıp tam ip boyu (60m) indik, son kısmında karlarda kayarak (ne olsa krampon yok, trek botu var ayağımda, hatta Nalbant’ta bileksiz bir sneaker var!). Burada taşlı, çarşaklı kulvardan 100m kadar  kayarak ve yürüyerek indik ve  tam altımızda başlayan uçuruma inmeden, soldaki kaya duvarları  oluşturan kulelerin arasından sol arkaya bir iniş daha yaptık. Mükemmel bir babaya yardımcı ip bırakarak 40m daha indik ve en soldaki devasa  çarşaklı kaya kulvarına vardık. Gerisi yürüyerek iniş.. Öğleden sonranın geç vakti, gölgeler uzuyor. Yüzlerce metre taş tarlasından inerek Ratseka dağevine, kampımıza vardık.

Yorum olarak,  dik ve güzel granitte, geneli sağlam, zevkli bir rota oldu.  Bu rotada çift ip, 4  farklı tür sikke, tam set friend tıkacı ve telli stopper takozu ile bol uzun perlonbant kullandık.

Şimdi  biraz dinlenme ve ardından  bahtımıza ne çıkrsa, yola devam edeceğiz. Amacımız, yüksek bir zirveye bir kar-buz rotasından tırmanmak.

Bu yazı yorumlara kapalı.