1 Mayıs 2017

MARAŞ-KAYA DÜLDÜLÜ YENİ ROTA ‘VAHŞİ’

(Fotoğraflar: Tunç Fındık, Burak Gürer)

Kahramanmaraş oldukça dağlık bir arazi.. ve oradaki en ilginç dağ da şüphesiz  ‘Kaya Düldülü’. Yolumuz yine bu ilginç isimli ama yakışıklı kayalık dağ ile  kesişti elbette.  Daha önceden, geçen yıl, arkadaşım Burak Gürer ile beraber, sevgili Çokran köyü  muhtar Ramazan Oğulluk kardeşimizin nazik istihbarat ve büyük yardımı  ile dağın batı tarafına keşfe gelmiş ve buradaki  Doğutepe (Doğuobası)  köyünden gözüken  (köy dediğime bakmayın o kadar ufak bir yerleşim ki) Düldül’ün  devasa kaya yığınının ön kısmında bu  dikkat çekici slabı görmüştük.. Tabii çok karmaşık bir zemin ve potansiyel olarak  bir çok sorun içeren bir yer. Herşeyden önce, yazın doğu yüzde yaptığımız tırmanışlarda Düldül’ün kaya yapısının  biraz çürük ve çatlaksız olduğunu deneyimlemiştik. Üstelik bu dağ,  bulut ve yağışı paratoner gibi çeken bir yapıya sahip, bu slaba uygun havada girmek gerekiyor yoksa  bu slabda yağışa yakalanmaki yukardan gelecek taşlar nedeniyle  en basit tanımla riskli olur.. zira bu slab, dev bir atık kulvarı olarak  dağın tabanında duruyor!

İşte bu düşüncelerle,  29 nisan 2017 tarihinde Antep’ten Maraş’a gelip, Aksu köprüsünden batıya girerek, Sır barajı ve Çokran köyü üzerinden, son derece   sarp, taşlı  ve  engebeli traktör yolları ile dağın batı yüzüne vardık, ama ne sıkıntı! Çok kişi sıkıştığımız iki  arabadan biri vites kutusu dağıttı, diğeri de lastik yardırdı. Bütün bu sıkıntılara karşın ulaştığımız  Doğutepe çok  pastoral ve huzurlu bir yayla, yeşil çayırlar ve çam ormanları arasından Düldül’ün  devasa karst yığını kütlesi yükseklere uzanıyor da uzanıyor. Misal olarak Aladağlar’da Demirkazık köyünden Demirkazık’a çıkışa göre çok daha uzun ve dik bir yüz bu; 500 metredeki köyden 2100 metredeki zirveye   kilometrelerce kireçtaşı duvar ve sırtları uzanıyor..

Amacımız, batı yüzündeki belirgin slab’ı çıkmak. Bu sefer hedef zirve değil, sadece slab’ı bittiği yere kadar bitirmek.. ama rotaya ulaşım  zor gözüküyor (daha doğrusu anlaşılmıyor)  çünkü sık bir orman ve  aktif savunma hatları olan cangıl kaplı kayalıklar yolu kesiyor. Bu dağın bu yamacı gerçek bir macera! Bu noktada, bizimle korucu arkadaşları da alıp kampa gelen  muhtarımız Ramazan yardıma koştu ve en azından slaba yakın geçtiği söylenen ve  keçi patikasını  bilen bir köylü arkadaşı rehber verdi.

Huzurlu ve ateşbaşında muhabbetle geçen  bir kamp gecesi ardından, sabah tanyeri ile kalktık ve böylece 30 nisan gününe tırmanışla başladık. Ekibimiz ben, Burak Gürer ve Hakan Özer’den oluşuyordu ve rotanın mümkün olduğu kadar tabanına gelecek dağcılık kulübünden arkadaşlarımız da vardı.  Polen bulutlarıyla yemyeşil olmuş ormanda belli belirsiz, kullanılmamaktan  atıllaşmış patika bizi  kayalık boğaza soktu, dakika bir gol bir, 10 metrelik kayalık bir etapta III+ gibi  bir etapla sık ormanlık ve çığ/heyelan kalıntısı ile tarumar olmuş dimdik bir dere yatağından devam ettik. Rota tabanına varmakta yolu kesen geniş  bir kayalık bariyerde 100m kadar III+ derece tırmanışla, öğrenci arkadaşlarımızı orada bıraktık ve  güneşten önce  slabın tabanına varan ormanlık sete vardık. Köyden, 500 metreden başladığımız  çıkış, ormanlık sette 900m’lere vardı. 100m kadar II derece serbest ve kolay etaplarla slaba ulaştık ve ip çantadan çıktı. Böylece giderek dikleşen rotayı 4 ip boyunda tırmandık, ortalama zorluk yüksek değildi (IV dereceler) ama son iki ip boyu V derece civarıydı. Fakat çürüklük, devasa gevşek bloklar ve ara emniyet ve istasyon noktası bulma sıkıntısı ileri düzeyde idi. Kısaca kaya  sağlam olmadığı gibi, çatlak da yoktu, slab yüzeyler zaten kağıt kadar pürüzsüzdü! Minimal emniyetle son ip boyunda slabı çapraz geçtim, adeta kedi gibi çekinerek basarak. Alıştığımız slablara göre son derece sürtünmesi düşüktü buranın. Sanırım, muhtarın dediğine göre  bu yüzden düşüp yüzeyi kasıp kavuran (ve tüm ağaçları kıran) çığ ve heyelanlar nedeniyle böyle.

Velhasıl 1300m’de, Berke baraj gölü ve çevre  dağların, boğazların  panaraomik manzarasına nazır bir çentikte  slab bitti ve yukarıdaki  sırtlara bağlanan kırıklı, setli, çalı kaplı  yüzeyler başladı. İniş vakti gelmişti. Geniş, çarşaklı bir seti sola 70-80m kadar yükselerek geçip, uçtaki canlı ağaçlardan iple inişe giriştik ancak setlerdeki döküntü ve gevrek taş bloklar  hızımızı kesip işi zorlaştırıyor ve ekstra dikkat gerektiriyordu.. Zemin  serbest iniş  için aşırı dik, ip inişi için de biraz fazla sürtünmeliydi. Ağaçlardan 3 ip boyu iniş ve  bolca setlerde serbest tırmanışla alçalmak sonucunda ormanlık sete vardık; son 60 metrelik iniş ve biraz daha serbest tırmanışla ormana ulaştık. Tırmanışımız toplam 10 saat sürmüştü; güneşte bolca kavrulmuş şekilde kampımıza ulaşabildik. Bu yüze bir daha başka sefer yapar mıyız bilemiyoruz ama enteresan bir dağın enteresan bir rotası olduğu kesin. Tabii ki  dağa yaklaşım sorunu, rota tabanına ulaşım sorunu, çürüklük ve emniyet imkanı eksikliği  hep  sıkıntılı bu yüzde.

Sonuç olarak, 350m kadar ipli tırmanış olan, toplamı 700m ve  ipli kısmı IV, V derece zorlukta geleneksel kaya tırmanışı olan rotamız bu yüzdeki ilk çıkış oldu ve  ‘Vahşi’ adını verdik.

A new traditional multi pitch route in Kahramanmaras, southern Turkey with my friends, in a  wild area known as Duldul Dag. This  rocky peak is a 2100m high  sharp limestone massif, and we made the first ascent of the west face by this prominent slab face. The route is 700m long with  approx  350m roped, belayed climbing; the rest is scrambling and walking on rocky terrain. Slab sections offer exposed and interesting  rock climbing. General difficulty  for this climb can be said to be grade IV, V UİAA.  Approach to the area and approach to the base of the route is quite arduous, offers logistic problems.  For this mountain, rock quality is not good, offering rotten, loose blocks and not so many cracks.. belaying possibilities are quite limited. Anyway, a  remote and interesting area with interesting climbing in perfect  pastoral setting! 

Bu yazı yorumlara kapalı.